Dünya Futbolu (192)

FC St. Pauli: Sex, Drugs, Rock ‘n Roll and Football isimli yazımla, bu – bana göre – oldukça ilgi çekici ve karizmatik camiaya yüzeysel ve vasat bir giriş yapmış olduk. Bu yazıyla ise derinleşeceğiz. St. Pauli hakkında bilinmeyenlere dalacağız. Çünkü bir Trabzonsporlu olarak St. Pauli’nin kulüp politikasını ve duruşunu incelemeli ve birçok konuda örnek almalıyız diye düşünüyorum.

St. Pauli’nin kuruluşu armada 1910 diye geçse de 1907’ye dayanıyor. Hamburg St. Pauli TV adındaki, bugün hâlâ faal olan jimnastik kulübü 1907 yılında bir futbol şubesi açtı. Fakat üç yıl boyunca bu şube daha çok bir mahalle takımı statüsündeydi. 1910 yılında ise futbol federasyonuna dahil oldu ve 1924 yılında Hamburg St. Pauli TV’den ayrılarak FC St. Pauli’yi resmen kurdu.

Saat yedi gibi evden çıkar, Benjamin ile buluşur, yavaş yavaş okulun yolunu tutardık. En yakın arkadaşımdı o benim, Alman dilini çok iyi bilmememe rağmen, beni olduğum gibi kabul eden, bazı kelimeleri yanlış telaffuz ettiğimde, içten bir gülümsemeyle beni düzelten arkadaşımdı Benjamin. Benjamin'in böyle olmasının belki de en belirgin nedeni eğitimli bir aileden geliyor olmasıydı ve Türkiye'yi bilen, Türkleri seven bir anne-babanın evladı olmasıydı. 


Aramızda hiç kimse yoktu ama bazen de sanki var gibiydi. Bir sır perdesi vardı aramızda. Bilinmeyen, dile getirilmeyen. Söylenilmeyen. 

Paraná nehri ( Rio Parana) Güney Amerika’nın, Amazon nehrinden sonraki en büyük akarsuyudur. Orta Brezilya’dan doğar, Güney’e doğru yol alır, Arjantin topraklarına ulaşır, sonrasında Uruguay nehri (Rio Uruguay) ile birleşerek, Atlas Okyanusu kıyısında Rio de Plata halicini oluşturur.

Güney Amerika’nın bu bereket abidesinin bir yansıması şu sıralar Dünya Futbolu’nu da etkisi altına almış durumda. Arjantinli Messi, Brezilyalı Neymar ve Uruguaylı Suarez’in oluşturduğu ve en az Rio de Plata halici kadar ihtişamlı hücum hattı bu sene Barcelona forması ile bütün büyük kupalara aday durumda.

Öldükten sonra unutulmamak isterseniz, ya okunmaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yapın. – Benjamin Franklin

İlk kez katıldığı Dünya Kupasında Senegal’i çeyrek finale taşıması değildi aslında onun yazılmaya değer şeyleri. Kupa öncesi ve sonrasında yaşadıkları ve yaşattıklarıyla herkesin yüzünde tebessüm bırakan Bruno Metsu’nun, yazılmaya değer çok daha değerli şeyleri vardı.

Traxtor taraftarının Türkiye’ye olan ilgisini önceki iki bölümde yazmıştım. Bu bağlamda daha derine inersek, Traxtor taraftarının Galatasaray takımına oldukça ilgisi var. Bunun en büyük sebebi ise 2000’de alınan UEFA Kupası. 

Traxtor, İran Futbol Federasyonu'nda neredeyse her maç ceza alma rekorunu da elinde tutmaktadır. Stadyumda açtıkları pankartlar, televizyonlar tarafından asla gösterilmez (Trabzon?). Tezahürat yaptıkları esnada televizyon kanalları sesi kısarlar ve her tezahürattan ceza alırlar.

Her maç başında aşağıdaki tezahüratı dakikalarca söylerler;

FC Traxtor, İran işgali altındaki Güney Azerbaycan’ın Tebriz kentinde Iran Tractor Manufacturing Company’nin desteğiyle 1970 yılında kuruldu. Kurulduğu günden bugüne İran’da yaşayan Azeri Türklerinin kendini haykırışı olan FC Traxtor, futbolun sadece futbol olmadığını kanıtlayan kulüplerden birisi. 

Juventus…

İtalya ve Dünya futbolunun en köklü kulüplerinden biri…Kulüp tarihi, başarıları, efsaneleri vb. konulara bu yazıda girmeye gerek görmüyorum. Zaten ortalama bir futbol izleyicisi Juve hakkında epeyce şey biliyordur. Ancak küçük bir not vermemde bir sakınca yoktur sanırım.

 

"Zebralar Uefa’nın düzenlemiş olduğu organizasyonların tümünde şampiyonluk yaşamış olan dünyadaki tek takımdır" Bugüne kadar Seri A'da 28 (Federasyonun kayıtlarında 27) şampiyonluğu bulunan Juve için tarih 2006 öncesi ve 2006 sonrası şeklinde ikiye ayrılıyor gibi ve hikaye de burada başlıyor…

Sayfa 22 / 24