Dünya Futbolu (179)

Oscar Wilde'ın "Sonunda her şey iyi olacak. İyi değilse henüz son değildir" cümlesi bizim dünyamız için fazla ütopik bir cümle gibi dursa da bu cümlenin doğruluğuna inanmamız gerekiyor. Çünkü Eduardo Galeano bize ütopyanın ilerlemek için gerekli bir şey olduğunu öğretti.

Adriano 17 Şubat 1982 yılında Rio de Janer­io’nun dışında yer alan Vila de Cru­zerio’da dünyaya geldi. Bu bölge fakirlik ve ciddi sosyal problemlerin yaşandığı bir yerdi. Böyle bir yerde futbolla tanıştı Adriano. ‘’Mahallede çoğu zaman sıkıştırılmış selo bant­larından yaptığımız topla futbol oynardık, tekniğimiz de böyle gelişmişti. Tek eğlencemiz futboldu, ama kimsenin böyle bir ortamda büyümesini istemem’’ diyordu Adriano.

Fransız Baron Pierre de Coubertin “Olimpiyatlar yeniden canlandırılsın” önerisi ile ortaya çıkınca, çevresindeki pek çok insan bıyık altından gülüp “Düş Dünyası’nda gezen adam” damgasını vurmuştu.

Başlıktan sanırım bir Sevilla’lı faal futbolcudan veya yolu o kulüpten geçmiş bir kişiden bahsedeceğimizi sandınız ancak değil. Bu yazının konusu Endülüs’ün en popüler takımından değil ezeli rakibinden olacak. Sevilla’dan popülerlik, güç, teknik, saygınlık anlamında geri kalan  -Betisliler kızmasın gerçek şu anda bu-  Betisli Ruben Castro’dan bahsedeceğiz.

Şehrin mavi yakasının son dönemlerdeki başarısı, üstüne üstlük Pep Guardiola gibi üst düzey bir teknik adamla anlaşması; son zamanlarda büyük bir düşüş içerisinde olan ancak hem Mourinho gibi bir üstadı koltuğa oturtan hem de Zlatan gibi bir süper yıldıza imza attıran şehrin kırmızı yakasında alevlenen umut, tekrar bütün gözleri Manchester çarpışmasına çevirdi.

Sayfa 4 / 36