Yaşam, Ölüm ve Millwall

Futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Hepimizin aşina olduğu, değil fanatik futbolseverlerin, maçları takip etmeyen sade bir vatandaşın bile hayatı boyunca defalarca duyduğu bir cümledir bu, akıllarda yer eden cinsten. Fazlasıyla klişe evet ama bu yazıyı tamamlayacak başka bir cümle çıkmadı dağarcığımdan benim de. Güneydoğu Londra’nın fakir semtlerinden birinde hayat bulmuş, emekçi tersane işçileri tarafından 19.yüzyıl sonunda kurulmuş bir futbol takımı: Millwall FC

Kendilerini Avrupa’nın dev kulüpleri arasına yazdıran ya da Premier Lig’de uzun yıllardır top koşturan komşuları (Chelsea, Arsenal, Tottenham, West Ham United) gibi başarılarıyla ün yapmış değiller üstelik. Millwall, futbolda herkes bizden nefret ediyor ya da biz tek siz hepiniz felsefesinin kanlı canlı tek örneğidir belki de. Kameraların ateşli Mavi-Beyaz tribünleri kaydettiği maçlardan birinde ‘birisi petrol getirsin de yakalım şu polisleri!’ diyerek kolluk kuvvetlerine olan sevgilerini en net biçimde göstermiştir fanatik Millwall taraftarları.

Birileri futbolla alakalı ilk kitabı yazarken muhtemelen İngiliz alfabesi kullanmış ve yine kuvvetle muhtemel İngiliz futboluyla alakalı satırlarla yazmaya başlamıştır. Elimize bu kitabı aldığımızda orta sayfalarına gelmeden Millwall’i okuyabilir ve konu olduğu satırların ana temasının taraftarının karıştığı saha dışı olaylar olduğu gözlemleyebiliriz. Taraftarlar, polisten nefret eder çünkü sürekli çatışma halindedirler. Medyadan nefret ederler, çünkü aynı zamanda suça meyilli olan taraftar grubunun arasına casuslar ve gizli kameralarla sızılmaya çalışılmıştır. Bir de komşu semtin çocuklarından nefret ederler. Londra’nın varoşları diye nitelendirebileceğimiz birbirine komşu semtlerde yaşayan, aynı mesleği icra eden, ilk dünya savaşının yıkıcı ekonomik etkileri arasına sıkışmış, ayna gibi benzer hayatların düşmanlık öyküsüdür bu. 1885 Yılında hayata gözlerini açan ‘The Lions’ u 10 yıl geriden West Ham United yani nam-ı diğer ‘The Hammers’ takip etmiştir. Bu iki komşu takımın aralarındaki bağ fair play kavramlarından çok uzakta bir yerde insanlık suçu sınırlarında kemikleşmiş, sonu gelmeyen bir çatışma halini almıştır.

Rekabetin ilk yıllarında, henüz düşmanlık tohumları atılmamışken maçlar genelde sakin geçiyordu. Ta ki 1920 yılına gelene kadar. Tersane şirketlerinin sahipleri, ekonomik krizin faturasını işçilerine ödetmeye çalışarak, maaşları vermemeye başlayınca rakip takım taraftarı olan işçiler aynı gaye altında birleşmeye başladı. Grev patlak verdi, patronlarla pazarlıklar yapıldı, süreç iyice kızışmıştı. Lakin bir grup tersane işçisi patronlarla gizli kapaklı anlaşıp grevi terk etti. Çoğunluğu Millwall taraftarı olan bu işçiler grev direnişini sürdüren diğer tersanelerin dolayısıyla rakip takım taraftarlarının büyük tepkisini çekti. Bu tepki sataşmaları, sataşmalar kavgaları doğurdu. 1 Yıl sonra bir grup Millwall taraftarının genç bir West Ham United taraftarını öldürmesiyle fitilin ucu ateşlenmiş oldu. Londra’nın Güney’i ‘Green Street Hooligans’ filminden de aşina olacağınız üzere sokak savaşlarının merkez üssü haline geldi. Tarih bu vahim olaydan 1 yıl sonra eşine pek rastlanmayacak kanlı bir mücadeleyi sayfalarına kırmızı harflerle işleyecekti. West Ham United’ın sahasında oynanan East End Kupası mücadelesi sonucunda 3’ü polis olmak üzere 10 kişi hayatını kaybetmiştir. Green Street olarak bilinen caddenin ismiyle tezat bir görünüme büründüğünden şüpheniz olmasın. Kazanılan bu maçtan ziyade öldürülen 5 rakip takım taraftarının şeceresi tutulur hala Mavi-Beyazlı tribünlerde.

Yukarıda futbolla ilgili yazılan ilk kitaptan bahsetmiştik, Millwall FC’nin bu kitaptaki yeri Holiganizm kavramının tanımının yapıldığı yerdir aynı zamanda. Bir zamanların Demir Leydi ’si  Thatcher’in ‘hayvanlar’ olarak ifade ettiği, Scotland Yard’ın ‘Avrupa’nın en tehlikeli taraftar kitlesi’ diyerek altını çizdiği bu oluşum günümüzde ‘Bushwackers’ adı altında eylemlerine devam etmektedir.

 

Şu anda İngiliz 1.Liginde (3. Lig Seviyesi) mücadele eden Millwall’la West Ham United 2003’te tekrar karşılaşmış, çıkan arbede sonucunda 3 West Ham United taraftarı daha hayata gözlerini yummuştur. Mavi-Beyazlı fanatikler, bu olaydan tam 80 yıl önce öldürülen 5 rakip taraftarı da hesaba katarak numarası 8 olan formalar bastırmıştır. İstanbul’dan öldürülen Leeds United taraftarlarını kızdırmak için tribünlerde Türk Bayrağı açan bir kitlenin nefretten beslendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Günün birinde ırkçı dazlakların sıklıkla ziyaret ettiği, takım faşizminin hayat bulduğu mabetleri olan ‘The Den’ de maç izleme şansınız olursa çıplak ya da yegane aksesuarları olan bira şişeleriyle sahaya giren holiganların canlı tanığı olabilirsiniz.

Futbol ve şiddet arasındaki tutkulu birlikteliğin nedenlerini iyi irdelemek gerekiyor. Nihayetinde fanatikleşen fert ve topluluklar kendi kendilerini topluma kabul ettirme yollarını ararlar. Herhangi bir fanatik için alternatif bir yoldan bahsetmek imkansızdır. Onun için dünya iki taraflıdır. Kendisinin dahil olduğu ‘iyi’ ve diğerlerinin dahil olduğu ‘kötü’ vardır. Fanatik için şiddet vazgeçilmezdir. “Fanatizm elinde milliyetçilik şovenizme, inanç taassuba, takım taraftarlığı holiganizme, parti sempatizanlığı partizanlığa, yönetmek hükmetmeye, ciddiyet asık suratlılığa, disiplin de zorbalığa dönüşür. 

 

 

Emekçi bir tribün oluşumuyken sınıf bilincini kaybederek lümpen bir savaşçı topluluğa dönüşen Millwall taraftarlarının kendini var etme hikayesi bu. Mahallenin kavgacı çocukları için ünlü olmak, şanlarını yürütmek sportif başarıdan geçmiyor. Çünkü onlar için hayat ahlaki olmasa da gayet basit bir felsefeden ibaret; No one likes us but we don’t care…