Pep’in Barcelonası | A Space Odyssey

Sinemanın mucidi Lumierre Kardeşler ilk toplu sinema gösterimini yaptıklarında, salondaki izleyiciler yedinci sanatın doğuşunun canlı şahitleri olmuşlardı (1895)* Georges Melies, “Aya Seyahat”  La Voyage Dans La Lune – A Trip To The Moon adlı 14 dakikalık filmiyle sinemayı bir başka boyuta taşımış sinemayı hayal gücünün, yaratıcılığın kalesi yapmıştır. Stanley Kubrick ise “2001:A Space Odyssey” filmi ile sinemayı bulunduğu zamanın çok ötesine taşıyarak sanatın zirvesine oturmuştur (1968).

Rinus Michels Total Futbolun kurucusudur ancak Cruyf, Barcelona’da total futbolu yeniden biçimlendirmiştir. Michel, Lumierre Kardeşlere, Cruyff ise Melies’e tekabül eder.

Pep Guardiola ise Cruyf’un mirasını bulunduğu zamandan öteye çıkararak tarihin en iyi takımını oluşturmuş ve zirveye oturtmuştur. Günümüzün hayal dünyası ve becerisi hala Kubrick’in yanına yaklaşamadı. Futbolda da hiçbir takım Pep’in Barcelonası gibi olamadı

Guardiola Santrepor (Katalunya)’da doğdu, La Masia’da yetişti, Cruyf döneminde A Takıma yükseldi, Bakero’dan kaptanlığı devraldı ve 17 yıl boyunca Barcelona forması giydi. Futbol demlerinin sonunda küçük bir dünya turu yaptıktan sonra futbolu bıraktı ve Barcelona B takımının teknik direktörü olarak saha kenarındaki yerini aldı. 2 yılın sonunda ise Barcelona’nın 1 numarası olarak, teknik direktörlük koltuğuna oturdu.

Barcelona için “geleneksel” bir tutuma benzese de büyük çaplı bir soru işareti doğurdu Guardiola. Bir çok kupa kazanan ama son senesinde çuvallayan Reejkard’ın Barcelona’sını yeniden ayağa kaldırmak için Guardiola yeterli miydi? Barcelona’nın geçmişinde Guardiola, Guardiola’nın ruhunda da Barcelona vardı ama bu ne kadar yeterli olacaktı?

 

 

Üstelik Guardiola koltuğa oturduğunda sansasyonel bir işe de imza atmıştı. Takımı daha önce zirveye taşıyan iki oyuncu Ronaldinho ve Deco ile yolları ayırmıştı. Bu şu demekti; Pep başarılı olamazsa Barcelona’yı çok zor günler bekliyordu ve yeniden ayağa kalkabilmesi hiç kolay olmayacaktı. Bu “olasılık” hem Pep’in hem de Barcelona yönetiminin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandı bir süre. Sonrasında ise Pep, tarihin en iyi takımını oluşturdu, tarihin en iyi futbolunu oynattı ve tarihin en büyük başarılarına imza attı.

4 yıllık görev süresi boyunca 14 kupa kazandı, ikisi Şampiyonlar Ligi olmak üzere. 2008-2009 yılında sezon başlarken aday olduğu bütün kupaları kazanarak sezonu 6 kupa ile tamamladı. Barcelona deyince El-Classico ve Real Madrid rekabetini bir kenara bırakamazsınız elbette. Pep’in Barcelonası çıktığı 15 El Classico maçında 9 kez Real Madrid’i yenerek ezeli rakibini sürklase etti. 15 maçta Real Madrid’in yüzü sadece 2 kere gülebildi.

Pep’in Muhteşem Barcelona’sının zirvesi ise 29 Kasım 2010’da oynanan, Barcelona’nın  Real Madrid’i sahanın her yerinde futbolu ile ezdiği ve  5-0’lık sonuç ile tarihin unutulmazları arasında yerini alan maçtı. Maçtan sonra Soyunma odasında Guardiola’nın şu sözleri yankılanıyordu.

“Mütevazi kalın ama bu akşam sahada oynadığımız şey muhteşem bir şovdu”

 

 

28 Mayıs 2011 tarihinde Londra’da oynanan Barcelona – Manchester United Şampiyonlar Ligi finali de unutulmaz bir Barcelona şovuna sahne olmuştu. Sir Alex Ferguson’un takımı bütün saygınlığına ve olağanüstü disiplinine rağmen Barcelona karşısında bir varlık ortaya koyamamış, Barcelona Kırmızı Şeytanları sahada adeta çaresiz bırakmıştı. 2009 yılında Roma’da Manchester United’ı 2-0’lık skorla devirip Şampiyonlar Ligi kupasına uzanan Barcelona 2 yıl aradan sonra bu kez Londra’da rakibini 3-1’lik skorla geçmiş ve Pep’in Barcelonası 3. yılında 2. Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmıştı

Hepsinden ziyade Pep’in Barcelonası'nın  “yarattığı coşku”dan ve “yaratıcılıktan” bahsetmemek olmaz. Barcelona zaten her zaman mekanik bir oyundan ziyade estetik bir oyun oynuyordu. Bu estetik duruş Pep zamanında zirvesini buldu. Sahanın her yerinde olan, topa daima sahip olan, topu kaptırdığında yeniden sahiplenmeyi amaçlayan, akılcılığı ve akıcılığı ön plana çıkarmış bir oyun kimliğiyle rakiplerini bunaltırken, futbol seyircisine harika anlar yaşatan bir takım oldu Barcelona. Kimileri bu tarzı oldukça sıkıcı bulsa da benim açımdan eşsiz bir sanat eseri ortaya çıkartmak gibiydi Barcelona’nın oynadığı oyun.

Yönetmenin (!) oyuncu kullanımı da fevkaladeydi.  Puyol, Pique, Busquets, Xavi, İniesta, Messi, Pedro gibi La Masia’dan yetişmiş oyuncularla beraber, Thiery Henry, Eto’o, David Villa, Dani Alves gibi yıldızlarla mükemmel bir takım yarattı. Bu takıma Milito, Abidal, Maxvell gibi takım oyuncularını da ustaca serpiştirmeyi başardı Pep.

Sadece kupalar kazanan, sadece futbolseverlere harika anlar yaşatan bir futbol takımı değildi Pep’in Barcelona’da oluşturduğu. Aynı zamanda gerçek bir “Kardeşler Takımı” oluşturdu. Kendisi ile çalışan futbolcuların üzerinde bıraktığı etki ve saygınlığıyla da (İbrahimoviç hariç) Pep adeta saha dışında bir “oyun kurucu” oldu. Gabriel Milito demiştik. Adını çok hatırlayan olmayacaktır belki de ama Milito Pep’in Barcelonası bütün kupaları toplarken Barcelona forması giyiyordu.  Barcelona’dan ayrılıp Arjantin’e döndüğünde Pep hakkındaki sorulara şöyle cevap verdi.

“Guardiola bir yenilikçi, Çalıştığım en iyi hoca. Barcelona’nın başarısının sırrı kendisidir”

Pique ise

“Pep, bizi daha iyi oyuncular yaptı”

Guardiola ile çalışıp Pep hakkında eleştirilerde bulunan farklı oyuncular oldu elbette ama kötü sözler sarfeden sadece İbrahimoviç oldu.

İbrahimoviç’in egosunu, kendini beğenmişliğini, şımarıklığını ve kabalığını göz önünde bulundurursak, yaşanılan problemin de kaynağını daha iyi anlayabiliriz.

Pep’in Barcelona’dan sonraki durağı Bayern Munich oldu. Almanya’da bütün kupaları toplasalar da Şampiyonlar Ligi’nde istediği başarıyı yakalayamadı Pep ve İngiltere’nin yolunu tuttu. Bu yılın başında ise İngiltere’nin yolunu tuttu ve Manchster’in mavi yakasında işe koyuldu Pep. Durum şimdilik pek parlak olmasa da, gelecek günler neler getirir bilinmez.

Ancak Pep’in Barcelona’da yaptıklarını ne Pep başka bir takımda yapabilir ne de Barcelona başka bir hocayla o muhteşem günleri yakalayabilir gibi düşünüyorum. Uzay macerası sona erdi ve kimse o kadar ışık yılı uzağa gidemez bundan sonra.

Sinemanın ve futbolun ustalarına saygılarımla.