Cantona'ya Trabzon'da Yüzüne Karşı Küfür Ettim!

Evet yaptım, yaptım ama neden?

Çocuktum 13 yaşındaydım... Medya... Evet, gazeteler ve televizyon kanalları, televoleler vardı hatırlıyorum... Galatasaray bir önceki sezon Manchester United’ı eleyip şampiyonlar ligine kaldığında Cantona’nın saha içerisindeki agresif tavırlarını medya bize verirken körpe beyinlere hedef göstermişti O’nu. Bir Fransız nasıl bizim oyunculara çirkeflik yapabilirdi..Çocuktum, dolduruşa geldim!!

O zamanlar tabi her Türk takımını Avrupa’da halkça desteklediğimiz zamanlar, bir Türk takımının bir İngiliz devini eleyerek Şampiyonlar Ligi’ne girecek olması hepimizi heyecanlandırıyordu.. Tamam tamam biraz da o çocuk aklımla Galatasaray’a sempati duyuyordum..  kızmıştım işte Cantona’ya, hem de çok..

Yerel gazetelerden birini karıştırırken Azerbaycan’ın kendi sahasındaki maçları güvenlik riski nedeniyle ( o zamanlar Ermenistan ile savaşları vardı ) Trabzon’da oynamasına karar verildiğini okumuştum. Azerbaycan’ın grubunda Romanya,Fransa,İsrail,Polonya,Slovakya vardı. Benim ilk dikkatimi çeken iki ülke olmuştu, biri 94 Dünya Kupasından bildiğimizi Hagi’li, Dimitrescu’lu, Răducioiu’lu, Petrescu’lu Romanya, diğeri de geçen seneden beri kafamda sinir olduğum “ artist” Cantona’lı, Papen’li, Lama’lı, Desailly’li, Loko’lu Fransa.

Kafama koymuştum kendi çapımda bu “çirkef” Cantona’ya bir protesto yapacaktım. O zamanlar sanırım spor gazetelerinden maçın 13 Aralık’ta olacağını öğrenerek hazırlıklara başladım. Fransızca birkaç küfürlü söz öğrenip tribünden Cantona’ya bağıracaktım. Evet bu olabilirdi.. Evde Milliyet gazetesinin verdiği  Türkçe-Fransızca sözlükler vardı. Şimdi burada ayrıntıya giremeyeceğim birkaç Fransızca kelimeyi ezberleyerek ( bir tanesini söyleyeyim “ boeuf”öküz)  kendimi hazırladım. Artık geriye sesimi olabildiğince yükseklere çıkararak o formasının yakaları havaya kalkık antipatik Fransız’a duyurmaktı! ( Nerden bileyim daha sonra hayranlık duyacağımı )

Maç günü hafif yağmur vardı şehirde. Ben ezberlediğim kelimeleri unutmamak için tekrar ede ede stadın yolunu tuttum. O zamanlar benden büyük olan kuzenim Trabzon’da polisti ve beni maçlara ücretsiz alabiliyordu. Evet, maçlara beleş girmek büyük maharetti o zamanlar çocuklar arasında. Yine O’nun sayesinde numaralı tribündeki yerimi aldım. Stadyumda çok kalabalık yoktu, yağmurlu havanın da etkisi ve maçın reklamının yapılmamasından dolayı tribünler sakindi.  Takımlar yol tarafındaki kale arkasından seromoni için sahaya çıkarken en önde O vardı. Kolunda kaptanlık pazubandı ile en önde yürüyordu, işte tam sırasıydı. Olanca gücümle bağırdım ezberlediğim Fransızca kelimeleri… “ … Cantonaaa, …. Cantonaaaa, la böf Cantonaaaaa..” diye. Cantona’nın eliyle tribünlere alaycı bir selam verdiğini gördüm. Belki kelimeleri anlamamıştı ama ismini bağırdığımı  kesin duymuştu emindim. Tribündeki bazı seyirciler tebessümle bu sinirli çocuğun tavırlarını izliyorlardı. Onların bakışlarını görünce biraz sakinleşmiştim.

Yerime oturup maçı izlemeye koyuldum. Fransa ilk yarıyı Papen’in attığı gol ile 1-0 önde kapamıştı. Cantona’yı biran unutup Dünya yıldızlarını izlemeye koyulmuştum. Devre arası olduğunda stat kapıları açılmıştı ve Fransa 2. yarı diğer kaleye hücum edecekti. Numaralı tribünden çıkıp stadın çevresinde dolaşarak maraton tribüne geçtim. Sesimi Cantona’ya daha yakından duyurmakta kararlıydım. Tribünde en aşağıya inerek taç çizgisine daha yakın oldum. O zamanlar Avni Aker’in tribünlerinde tel örgüler vardı. Yağmur altında maçı izlerken o beklenen an geldi. Fransa taç kullanacaktı ve tacı kullanmaya O geliyordu. Cantona tam bana doğru yürüyordu ve aramızda sadece 4-5 metre kalmıştı.. Avazım çıktığı kadar bağırdım tel örgülere tutunarak, sanki kafesinden çıkmaya çalışan şempanze gibi.. Bir an elinde top ile taç kullanmaya hazırlanan Cantona ile göz göze geldik. “ Kimdir bu çocuk, ne diyor, neden bu kadar tepkili” der gibi bir bakışla o çatık kaşları ile 1-2 saniyelik göz göze geldik efsane ile.

 

 

Birkaç yıl sonra Cantona’nın İngiltere’de bir seyirciye uçan tekme atışını gördükten sonra Avni Aker’in tel örgülü olduğuna çok sevinmiştim. Cantona Manchester’i başarıdan başarıya taşıdıkça, agresifliğini azalttıkça ben o çocuk halimle yaptığımdan utanmaya,kendime gülmeye başlamıştım. Cantona o göz göze gelme anını, tel örgülerin ardında Fransızca kelimelerle yırtınan çocuğu hatırlar mı bilemem ama ben büyüdükçe O'nun futboluna ve karakterine hayranlık duymaya başlamıştım..