Trinidad & Tobago ve Stockholm Sendromlu Kötü İnsanlar

Marcos Evangelista de Moraes (Cafu), Javier Adelmar Zanetti, Alexis Alejandro Sanchez Sanchez, Roberto Palacios, Carlos Alberto Valderrama Palacio, Claudio Luis Suarez Sanchez, Victorio Maximiliano Pereira Paez. Latin Amerika’nın önde gelen milli takımlarının en çok forma giyen futbolcuları bunlar. Hepsinin adı İspanyolca veya Portekizce.

 Çünkü Latin Amerika’nın neredeyse tamamı bu iki dilden birisini konuşuyor. Çünkü Latin Amerika yüzyıllarca Avrupa tarafından yağmalandı. Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika kıtasını keşfetmesinden sonra – ki bir keşiften çok bir işgalin başlangıcıdır bu – Avrupalılar Amerika’nın tüm doğal kaynaklarını kendi keyfine göre kullandı. Amerikalar ise Avrupalıların dillerini ve dinlerini kabul etmek veya ölmek zorundaydı.

Bayern’in son dakikada yediği iki golle yenildiği, tarihin belki de en trajik maçı olan, 1999 Şampiyonlar Ligi finalinde sahada sürekli sırıtan ve o ana kadar Şampiyonlar Ligi’nde forma giydiği on maçta sekiz gol atan bir Latin Amerikalı vardı Manchester United’da: “The Smiling Assassin” (Türkçe Gülümseyen Tetikçi) lakaplı Dwight York.

York’un adı İspanyolca veya Portekizce değil çünkü onun memleketini sömüren kanlı güç İngiliz İmparatorluğu’ydu. Trinidad ve Tobago’nun resmi dili İngilizcedir.

Trinidad ve Tobago tarihini Kolomb öncesi ve Kolomb sonrasına ayırmak mümkün. Kolomb Trinidad adasına ilk kez 1498’de çıktı. O tarihte ada üzerinde yaşayan yerlilerden bugün kimse kalmadı. Nüfusun yüzde 99,89’u Amerika dışından, çoğunlukla Afrika’dan ve Hindistan’dan zorla getirilen kölelerin torunları. Oysa Trinidad adasında altı bin yıllık yerleşim izlerine rastlamak mümkün. Altı bin yıl orada yaşayan insanlar yok edildi.

20. Yüzyılda Latin Amerika ülkeleri teker teker bağımsızlık adını verdikleri bir şeye ulaştılar. Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nda Eduardo Galeano bu durumu şöyle tanımlıyor: “Bağımsızlık bir milli marştan ve bayraktan ibaret.” Çünkü hala hiçbir Latin Amerika ülkesi bağımsız değil. Avrupa ve daha sonraları onun yarattığı bir diğer canavar olan ABD kâğıt üzerinde Latin Amerika’yı sömürmeyi ve köleleştirmeyi bıraktı ama Latin Amerika asla bağımsız olamadı. Avrupa ve ABD, Latin Amerika’da ne olmasını istediyse, o oldu. Ve nice Stockholm sendromlu insan yetişti Latin Amerika ülkelerinde. Avrupalı ve ABD’li dostlarına özenip onlar da kanatmaya devam etti Latin Amerika’nın kesik damarlarını.

Austin “Jack” Warner 1943’te Trinidad adasında doğdu ve Trinidad ve Tobago Futbol Federasyonu’nda, Karayip Futbol Birliğinde, CONCACAF’ta ve FIFA’da çeşitli görevler aldı. 2011’de FIFA etik kurulu Warner’a bir soruşturma başlattı. 2018 ve 2022 dünya kupalarının oynanacağı ülkeler belirlenirken aldığı rüşvetler sebebiyle 2015’te ömür boyu futboldan men edildi. Uluslararası bir denetim şirketleri ağı olan Ernst & Young, Jack Warner’ın 2006 Dünya Kupası sırasında FIFA’daki pozisyonunu kullanarak elde ettiği çok sayıda ücretsiz maç biletinden en az bir milyon dolar gelir elde ettiğini açıkladı. 2010’da FIFA ve Kore futbol federasyonunun ortak bir projeyle Haiti depremi mağdurları için topladıkları 750 bin doları Jack Warner kendi zimmetine geçirdi. Fakat sadece rüşvet almak veya ahlaki olmayan tavırlarla kendini zenginleştirmek bir adamı tam bir Avrupalı yapmaz. Bunun için – kendi insanları da olsa – Latin Amerikalıları sömürmesi veya acı çektirmesi gerekir.

Tıpkı Lennox Philip gibi. Philip üniversiteyi Kanada’da okurken müslüman oldu ve Trinidad’a dönünce Jamaat al Muslimeen isimli örgütü kurdu ve Yasin Abu Bakr ismini aldı. Silahlı ve kökten dinci ve aynı zamanda siyah insanların beyazlardan üstün olduğunu savunan ırkçı bir örgüt olan Jamaat al Muslimeen, 1990 yılında Trinidad ve Tobago’da bir darbe girişiminde bulundu – şeriat getirmek istiyorlardı, oysa Trinidad ve Tobago nüfusunun çoğunluğu müslüman bile değildi! Meclis binasını ve televizyon kanallarını işgal eden örgüt üyeleri altı gün sonra devletin silahlı güçlerine teslim olarak darbe girişimini bitirdi. O sıralarda Trinidad ve Tobago’da 1990 Karayip Şampiyonası oynanıyordu. Darbe nedeniyle şampiyona tamamlanamadı. 29 Temmuz 1990’da oynanması gereken Trinidad ve Tobago – Martinique final maçı hiçbir zaman oynanmadı.

Trinidad ve Tobago 2006’da ilk kez bir Dünya Kupası’na katılma hakkı kazandı. Ülke futbolunun en kıdemli yöneticisi olan Jack Warner federasyona danışman oldu. Federasyonun ve milli futbolcuların yaptığı anlaşmaya göre Dünya Kupası’ndan elde edilen gelir federasyon ve futbolcular arasında yarı yarıya paylaşılacaktı. Turnuva sonrası federasyon gelirinin yaklaşık 300 bin Trinidad ve Tobago doları (TTD) olduğunu ve bunun yarısını prim olarak dağıtacağını açıkladı. Milli futbolcuların federasyonu sahtekârlıkla ve gerçek geliri az göstermekle suçlamasından sonra federasyon gelir beyanını 950 bin TTD olarak düzeltti. Bu rakamın da yanlış olduğunu iddia eden 16 futbolcu Jack Warner tarafından “aç gözlülükle” suçlandı ve milli takımlardan men edildi. Yıllarca süren atışmalar ve karşılıklı davalar sonucu federasyonun dünya kupasından elde ettiği gelirin 173 milyon TTD olduğunu ortaya çıkardı. Bugüne kadar ülkeye futbol sahalarındaki en büyük zaferi yaşatan futbolcular hak ettikleri primden tek kuruş alamadı. Bunun yerine 2013’te, dönemin gelirinin büyük bir kısmının Jack Warner’ın bir banka hesabına aktarıldığı ortaya çıktı.