Şanslı mıyız, Şanssız mı? Yoksa Enayi mi?

Usain Bolt, Londra’da son 100 metresini koşarken, yıllardır peşinde kalan Justin Gatlin’e elenerek vedasını yaptı. Gatlin’in en yaşlı şampiyon titrini eline aldığı yarış sonrası Bold’a gösterdiği saygı ise yıllar geçse de unutulmayacak. 

Federer 2017 yılında, Avustralya‘dan sonra Wibmledon’ı da kazanarak 35 yaşında 19. Grand Slam zaferini kazandı. Ekselansları tarihteki yerini aldı ve bunu yaparken taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanarak yaptı. En büyük rakibi Nadal da öyle.

Bold ve Federer’in bütün kariyerine tanıklık yapmış olmak bizim nesil için büyük şans hakikaten. Ya Michael Jordan? Jordan ve efsanevi Chicago Bulls? Schumaer ve Hakkinen çekişmesi.

Maradona’yı canlı izlemek fırsatına çok erişememiş olsak dahi Zidane ve  Ronaldinho’yu izledik, şimdi de Messi’yi izleyebiliyoruz. Sadece Messi’yi değil Messi-Ronaldo mücadelesini de. Çok şanslı değil miyiz gerçekten?

Tarihin bu büyük sporcularını izlemek, bizim jenerasyonumuzu ne kadar şanslı kılıyorsa, tarihin bu döneminde Türk Futbolunda taraftar olmak da bizi o kadar şanssız kılıyor. Bu sadece Trabzonsporlulara özgün bir durum da değil eminim. 2011 yılında somutlaşan ve asla düzeltilmeyen kırılma sonrası yıllardır kafalarda oluşan soru işaretleri net bir cevap kazandı ve hangi takımın taraftarı olursa olsun büyük bir güven kaybı yaşandı Türk Futbolunda.

Boşalan stadyumlar, azalan ilgi, güvensizlik, tatsızlık Türk Futbolunun bundan sonra kaderi. Ve bizler bu felaketin de canlı tanığıyız. Biliyoruz ki, gerçekleşen ya da gerçekleşecek olan her şey artık “hakedilmiş başarı” değil. Öyle inanmak istemeyenler bile her zaman akıllarında bir soru işareti ile dolaşacak, dolaşıyor emin olun.

Belki de sırf bu yüzden son yıllarda İspanya ve İngiltere futboluna bu kadar büyük ilgi var. El Classico bu topraklarda diğer tüm maçlardan fazla ilgi çekiyor. Türkiye’de İngiltere Premier Ligi’ni izleyen seyirci sayısı Türkiye Süper Ligi’ni tamamen izleyen seyirci sayısından daha çok. Artık sokaklarda Barcelona, Liverpool, Real Madrid, Bayern Munich, Arsenal gibi takımların formalarıyla dolaşan daha fazla genç var. Hatta sosyal medyada bu takımları tutan Türk taraftarların çekişmesi gözle görülür seviyede fazlalaştı.

Çünkü insanlar hangi takımı tutarlarsa tutsunlar, sporu izlenilir kılan ve takibe değer yapan en büyük olgu “belirsizlik” ilkesidir. Bilinmeyeni tahmin etme ve sonuca ulaşmak için çabalayanları destekleme/izleme/takip etme sporun ilk ve en önemli esasıdır.

Siz “telefon görüşmeleri/ gizli anlaşmalar” ile sonucu belirlenen bir ligi ne kadar takip etmek istersiniz? Hangi dürüst rekabete inanıyorsunuz bu topraklarda? İnanıyor musunuz hakikaten hakedenin kazandığına ya da düzenin bu amaçla kurulduğuna? Her anlamda örnek gösterilecek kaç sporcu izlediniz son yıllarda ülkemizde? Herkesin uzlaşacağı ve saygı duyacağı tek bir sporcu? Örnek olarak gösterilecek kaç spor olayı?

Yok! Hakikaten yok. Zorlasanız da bulamıyorsunuz değil mi?

Evet, dünyanın her tarafında spor artık profesyonel. Evet, dünyanın her tarafında spor artık para için yapılıyor ve bu paranın miktarı ve etkilediği alan günden güne artıyor. Evet, dünyanın her tarafında taraftarlıktan, müşteriliğe doğru bir kayma  var. Ve evet dünyanın her tarafında sporun ruhuna uygun olmayan olaylar yaşanıyor. Tek farkımız sanırım şu; Sadece Türkiye’de futbolseverlere enayi muamelesi yapılıyor. Daha da komiği şu olsa gerek; bazıları bu muamelenin de hakkını veriyor.

Doğrudur, bu topraklarda yaşıyorsak, ne olursa olsun bu toprakların sporu/futbolu ile içiçe olacağız. Futbol takımı taraftarlığı çok gönülden bir olgu olduğu için de asla tuttuğumuz takımdan kopamayacağız. Ancak asıl mesele; bu düzenin içinde yer alırken, karşı koyma güdümüz ve gücümüz. İtiraz edebildiğimiz kadar itiraz edeceğiz, karşı koyduğumuz kadar karşı koyacağız, inandırılmak istenene değil gerçeklere sarılacağız. Tabiri caizse bu sistemin tümörü olacağız. Sistemin içerisinde bu sistemi sürekli rahatsız eden, içten içe onu kemiren, zarar veren, karşı koyan kötü huylu bir tümör gibi. Asla olduğumuz ile yetinmeyip, sistemin başka noktalarına da sıçrayacağız… Böyle yapmaktan başka kurtuluşumuz yok.

Tribünlerde karşı koyacağız, yazılarımızda karşı koyacağız, sosyal medya hesaplarımızda karşı koyacağız, alışveriş tercihlerimizde karşı koyacağız… Karşı koyacağız.

Şanslı ya da şanssız olduğumuzun hala net bir cevabı yok belki ama enayi değiliz. Bu kadar net!

* Bilinç korkunç bir lanettir, düşünürsün, hissedersin, acı çekersin ( Being John Malkovich)