Cep Telefonu Satıp Kombine Almak ve Endüstriyel Futbol

Büyük bir dönüşüm geçiriyor dünya. Ne varsa, peşinden sürüklüyor ve seçme şansı bırakmayacak tek bir yol açıyor zamanda. Paranoyak bir kurgu içinde her şey yer değiştiriyor. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü, fay­dalı ve faydasız her an birbirinin yerine geçebilir. Sadece bir günde gördüklerimiz, öğrendiklerimiz ve deneyim­lediklerimiz yarım asır öncesinin bilgesini bize nazaran budala bile yapabilir. Bu girift çağda, sürekli flaşlarını patlatan gözlerimiz çok yorgun, zihnimiz karmakarışık. Bu karmaşada bir şeyi anlamaya çalışmak onu sarmalayan sis perdelerini sabırla kaldırmak demek, yani önce ‘anla­ma’nın üstünü temizlemek, durulmak demek.

İşte böyle bir çağda futbolu anlamaya, insanla ilişki­sini çözümlemeye çalışıyoruz. Merak ediyoruz çünkü... Sahi biz ne yapıyoruz? Şu milyonlarca insan Anfield Road’da, Nou Camp’da, Emirates’de, Avni Aker’de bu kadar heyecanla, istekle ve coşkuyla neyi izliyorlar? Fut­bolu mu? Hayır! Eğer futbol, anlam olarak bir spor ya da oyuna karşılık geliyorsa, onu popüler yapan ne kadar çok neden olursa olsun mevcut durumu açıklamaya yet­miyor.

Oyun formasyonu 11’er oyun­cudan oluşan iki takımın müca­delesi gibi görünse de çok daha fazlasının aynı anda oynadığı, senaryosu önceden yazılmamış doğaçlama bir tiyatrodan bah­sediyoruz aslında. “Takımlar savaşırlar ve saldırırlar; geçilmez savunmaları ve rakibi ablukaya alıp şutlarıyla kaleyi yaylım ate­şine tutan golcüleri vardır” diyor Franklin Foer futbolu anlatırken. On binlerce taraftarın heyecanı, öfkesi, arzusu da sahadadır; patlatılan bir küfür, öndeki kol­tuğa vurulan bir tekme, ısırılan dudaklar, bazen formayı ıslatan gözyaşıdır sahada oynanan. 6 kişilik barajın kapattığı kö­şeden kavisli bir topun direklerin birleştiği noktadan ağ­larla buluşması için değil bu çılgınlık. Artistik jimnastikten daha estetik, atletizmden daha hızlı, bokstan daha sert değil futbol... Fakat o sizi Yugoslavya’da savaştığınız ülke­nin hazır kıta bekleyen Kızılyıldız taraftar birliğinin bir ne­feri yapar ya da ayinlerinizi İskoçya Kilisesi yerine geçmiş Rangers futbol mezhebinin bir cemaati... Xavi’nin araya atığı pasa Katalanların Gregoryen ilahileri ritmindeki teza­hüratları eşlik etmiyorsa oynanan futbol değildir artık.

Küreselleşmenin yok ettiği antik bir duygu tünelinin içinde, doğamızın bir parçası olan kabile kimliklerimi­zin ‘irrasyonel’ uzantısı haline gelmiş futbol kültü artık endüstriyel bir iş koludur. Taraftarı olarak içinde yaşa­dığımız futbol kabilelerinin ritüellerinin ve totemlerinin birbirine benziyor oluşu bu seri üretim ekonomisinin bir parçasıdır. Habermas bu durumu spor üst başlığıyla şöyle açıklıyor:

“Sorun, kapitalist toplumda emeğin, üc­retli-emek olarak kurumsallaştırılmasıdır ve bunun için de emeğin bu amaca yönelik rasyonel karakterinin kapitalist toplumda hâkim olan kara yönlenme anlayışına uyacak türden şekillendirilmesidir. Emeğin bu alanda kapitaliz­min amaçlarına hizmet etmek için rasyonelleştirilmesinin (kurumsallaştırılması) zaten yeterince vahimken, ona boş zamanlarımızın da benzer bir biçimde kar amacına hiz­met edecek şekilde rasyonelleştirilmesi daha da vahimdir. Bu, spor gibi boş zaman faaliyetlerinin, ücretli emeğin kurallarını ve rasyonalitesini tekrarladığı anlamına gel­mekteydi. Yani bu tür faaliyetler, ücretli emeğinkine ben­zer bir biçimde eyleme dökülüyor, düzenleniyor ve finanse ediliyordu. Böylelikle spor, eme­ğe bir alternatif olmaktansa, emeğin sadece yeni bir emsali, iş gününü kısaltmaktansa uzatan, bir tür ardıl kopyası haline geli­yordu.”

O halde bize fazla seçenek kal­mıyor; ya Patagonya’da binlerce yıldır yaşam süren Mapuçi kabi­lesinin kadın liderlerinden Moira Millan gibi düşüneceğiz; ”Ortada büyük bir pasta var, onlar elin­deki bıçakla eşitsizlik yaratıyor, kendisine büyük parçayı alıyor, geriye kalan çoğunluk aç kalıyor. Biz pastadan pay istemiyoruz. Çünkü pastanın içindeki mal­zemelerden memnun değiliz. Başka bir pasta yapmak istiyoruz” ya da pastanın bize düşen kısmında neden yeterince vanilya olmadığıyla ilgi­leneceğiz.

Real Madrid 100 milyon Euro’ya 500 tır dolusu giyecek ve yiyeceği Afrika’ya göndermek yerine Bale’i almayı ter­cih ettiğine göre açlıktan ve fakirlikten daha önemli sorunlarımız var!

Artık Real Madrid hayranı Somalililer Bale yiyerek gözlerini ve kalplerini tok tutmanın mutluluğunu yaşayacaklar! Ankaragüçlülerin Iphone’larını satarak aldıkları kombine biletler iki ürün arasında yaptıkları bir tercihin belgesi; artık görüntülü konuşamayacaklar ama nice kentin futbol kabilelerine Ankara’yı dar etmenin coş­kusunu yaşayacaklar. Endüstriyel futbola karşı geliştirilen bütün teoriler çöküyor, çünkü bu teoriler zaten endüstri­yel futbol zemininde oluşturulmuş mevcut dünyayı açık­lıyor. Konu futbolsa bir sonraki tartışma daha çok başarı ve daha çok gelir üzerinde olacak. Amazon ormanlarının derinliklerinde yaşayan Kayapo’ların gündemleri bize ilgi çekici gelebilir, belgesel konusu olarak bize farklı bir yaşam biçimini tanımanın keyfini de verebilir, ama artık dünyaya onlarla aynı düzlemden bakmamız imkânsız. Futbol da böyledir, onun geçmişi hatıra olmaktan öteye bir gerçeklik ifade etmiyor artık.

Fenomenler yaşadıkları zamanın ruhunu alırlar ve asla kendilerini sonsuza kadar koruyamazlar. Aslolan değişi­min kendisidir, değişenler sadece değişimin araçlarıdır. Belirli bir çağın insanları olan bizler bugünden geçmişe bakarken gördüklerimiz ve hissettiklerimiz, o anın değil şimdiki anın bize hissettirdikleri­dir. Maradona’yı özlüyor olabiliriz, fakat bu endüstriyel futbolu sevmemize onu izleyip getirdiği tüm yeniliklere itaat et­memize engel olamayacak. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun kork­tuğu ve üzüldüğü gibi futbol güzel­liğinden bir şeyler kaybetmeyecek, çünkü ‘güzellik’ zamana bağlı olarak değişecek. 20 yıl önce şöyle demişti Galeano:

“Futbolun öyküsü zevk­ten zorunluluğa uzanan hüzünlü bir öyküdür. Spor sanayi dalına dönüştüğü oranda, iş olsun diye oynandığı zamanki güzelliğinden bir şeyler kaybetmiştir. Yüzyılın sonlarını yaşadığımız bu­günlerde futbol, işe yaramaz her öğeyi reddetmektedir; kar getirmeyen her öğe de ‘işe yaramaz’ olarak kabul edilmektedir.”

Bugün ne düşünürdü futbol hakkında bil­miyoruz ama bugün 30’lu yaşları yaşayan kuşak için ‘20 yıl öncesinin futbolunun güzellikleri’ özlenilir oldu.

Bir edebiyat ve konuşulmasından hoşlanılan anı olarak geçmiş her zaman kendine çeker insanı ve bu çekim gücü dönemsel olguların yüzeyini parlatır. Sporun endüstrileş­mesine karşı tarihin tozlu raflarından güzel hikâyeler an­latılır. Olguya bir bütün olarak bakmadığımızda ise Antik Yunan sporunun ne kadar güzel ve insani olduğunu an­latırken bile bulabiliriz kendimizi. Girişte de söylediğimiz gibi büyük bir düşünce karmaşasının ve anlam bunalımı­nın yaşandığı bir çağdan geçiyoruz.

Tuğrul Akşar ‘Endüstriyel Futbol’ kitabında spor - para/ ödül ilişkisini şöyle anlatıyor:

“Sporun beşiği eski Yu­nan’da kazananlar, zeytin dallarıyla örülmüş taçla onur­landırılırlardı. Tüm ödül bu kadardı. Buna erişebilmek için tüm soylular dahil krallar bile halkın arasından seçtikleri sporcularla karşılaşmaktan kaçınmazlardı. Kazananlar daha onurlanırlar, kaybedenler ise şerefleriyle mücadele ettikleri için en az yenilenler kadar el üstünde tutulurlar­dı. Günümüzde artık kazananı sadece zeytin dallarıyla onurlandırmak ne mümkün! Üstelik kaybeden de çok şey kaybediyor. Futbolun giderek endüstrileşmesi Eski Yu­nan’ın bu sıradan ama bir o kadar da onurlu ödüllerinin yerini artık milyon dolarlar alıyor. Kaybeden ise sadece maçı kaybetmekle kalmıyor, milyon dolarlardan da olu­yor.”

Ne güzel! Efes Antik Tiyatrosu’nda dövüşü kaybet­miş olmasının karşılığında ödül olarak binlerce gladya­törün cesetleri ile kazananlara verilen palmiye dalları ve defne çelenkleri... Telefonlarımızı satıp kombine almak daha insancıl sanki!

Modern sporlara karşı esaslı eleştiriler daha çok filozof­lardan gelmiştir. Konuyu en geniş perspektiften önümüze sererler. Mesela Jean-Marie Brohm’a göre

“Spor sürekli bir yarışın, nevrotik bir yarışın sistemidir. Kitlenin etlisine bağlı spor­tif gösteriler, kitlelerin siyasal manipülasyo­nunun parametrelerinden biridir. Bunlar; totemleştirme, ritüelleştirme, kurban törenleri uygulaması, kitlelerin ilkel heyecanlarının canlandırılması, tümüyle yapay yoldan hayal edilen bir ‘biz’le bağdaşan bir ‘sportif kitlenin/sürünün’ yaratılması ara­cılığıyla milli ve milliyetçi duygula­rın yeniden doğmasını ya da ortaya çıkmasını sağlayan unsurlardır.”

Patrick Vassort’a göre ise:

”Spor, kurulu düzenin meşrulaştırıl­masında bir işleve sahiptir. Gerçekten de herkesin herkesle yarışması ya da mücadelesiyle (eşit silah­larla), demokratik eşitlikçili­ğin sportif düşüncede özünü bulacağı türde bir ‘liberal ve sportifleşmiş’, idealize edilmiş toplum imajının üretilmesi öngörülür. Sporun devletin ide­olojik aygıtı olmak gibi bir işlevi vardır. Baskı altında tutulan halka siyasal ve ekonomik çı­karlarını unutturur. Dolayısıyla uyutucu bir güce sahiptir.”

Bu iki analiz Dünya Kupaları elemelerinde Honduras’a yenilen El Salvador Milli Takımı’nın bu yenilgisini ülkesi­nin yenilgisi gibi görerek kendisini tabancayla kalbinden vuran Amelia Bolanias’ın Salvador gazetesi El Nacional’da neden “genç kız vatanının yıkılışını görmeye tahammül edemedi” manşetiyle yer aldığını açıklar.

Futbol, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine, kültürel fark­lılıklara göre şekil alır. O Ganalı bir köylü ile milyarder bir İngiliz’in hafta sonuna aynı anda eşlik eder, birinde varo­luşsal bir kavga olurken, diğerinde hafta sonu eğlencesi olabilir. Elbette birçok anlam yüklenebilir futbola, bu ne­denle futbolun antikapitalist akımlar tarafından da sa­hiplenilebilmesi enteresan değildir. Kurumsal futbola ilgi duymak bizi onun üstüne kurulmuş sistemin bir parçası yapmaya yeter. Vassort’un dediği gibi zaten o küreselleş­menin itici gücü olarak kapitalizmin en bakir topraklarda bile yerleşmesini sağlar. Futbol üzerinden ‘güce karşı güçsüzün mücadelesi’ metaforu da bu büyük küresel en­tegrasyonun sevimli bir motivasyonu, tarihin sembolik bir canlandırılmasıdır.

Futbol sanayisi hayatlarımıza renk ve eğlence katmaya devam edecek. Hepsi bu kadar.

 

 

* Bu yazı Joganita Dergi'nin Ekim/Kasım 2013 sayısında yer almıştır

Bu kategoriden diğerleri: