Tanınmayan Totti: Matt Le Tissier

İsmine bakarak Fransız zannedilebilir ama değil. Birleşik Krallığa bağlı Guernsey Adasında 1968 yılında doğmuş, tam adıyla Matthew Paul “Matt” Le Tissier. Doğduğu yerde Fransızca da konuşuluyor olması, soyadının nereden geldiğini açıklıyor. Dünyaca fazla tanınmayan, görünüş olarak da herhangi bir karizması bulunmayan, hafiften Laz burunlu bu adam hakkında yazı yazma ihtiyacı hissetmem, ona dünya çapında hakettiği saygının gösterilmemiş olduğunu düşünmemdendir.

Futbolculuk kariyerine bir göz atacak olursak; ilk oynadığı, doğduğu adanın kulübü olan Vale Recreation dışında, 1985-2002 yılları arasında Southampton’da oynamış ve futbolu burada bırakmış. Orta sahada görev almış kariyeri boyunca.

Bir de, onu özel kılan istatistiklere bakalım; Premier Lig’de 100 gol barajını geçen ilk orta saha oyuncusu. Toplamda 540 maçta 209 gol atmış. Ayrıca tam bir penaltı canavarı; 48 penaltıdan sadece 1 tanesini kaçırmış. Yalnız şaşırtıcı bir şekilde, İngiltere Milli Takımı’yla sadece 8 maça çıkmış. Bunun sebebinin, Chelsea hocası iken reddettiği Glen Hoddle’ın kendisini milli takıma almaması olduğu söylenir.

Kariyeri boyunca onu isteyen kulüp çok olmuş. En ciddileri, Tottenham, Chelsea ve Milan kulüpleri… Ama o, her zaman kulübüne sadık kalmış. Başlıktaki ‘Totti’ benzetmesini yapma sebebim de budur. Bana kalsa, Totti’den daha çok saygıyı hak eder, çünkü en azından Roma, Avrupa’da söz sahibi bir kulüp. Ama Southampton öyle değil. Belki bu sadakati, onun bir dünya yıldızı olmasına engel oldu, Avrupa’da maç oynayamadı. Demek ki Matt için şöhret ve para, futbolda ön planda olmayan unsurlar. Takdir edilesi bir düşünce…

Baldırındaki ve dizindeki kronik sakatlıklar, daha fazla futbol oynamasına engel olmuş Matt’in. Ve Mart 2002’de futbolu bıraktığını açıklamış. İngiliz futbol tarihinin en görkemli jübile karşılaşmalarından biri düzenlenmiş onun için; İngiltere All-Star vs Southampton… 32.000 kişinin izlediği bu karşılaşmada Matt, ilk yarı All-Star takımında, ikinci yarı, son defa formasını giydiği Southampton’da oynamış.

 

Aslında buraya kadar okunduğunda, onun hakkında biraz abartmış olduğum düşünülebilir. Ama asıl meziyetine şimdi sıra geldi; mükemmel tekniği, füzeleri, aşırtmaları, pasları ve duran toplardaki hakimiyeti… Attığı gollerin büyük bir çoğunluğu jeneriklik goller. ‘Le God’ olan lakabı, gollerinin muhteşemliğinden geliyor olsa gerek. Ve tabii, yukarıda bahsettiğim sadakatinden… Yazı bittiğinde, aşağıdaki Le Tissier videosunu izlemenizi tavsiye ederim. Bana hak vereceksiniz.

7 numaralı formayı hakeden sayılı futbolculardan ‘Le God’… Ayrıca İngiliz futbolunun unutulmazları arasına girmeyi başardı. Futbolculuk kariyerinden sonra televizyonda spor yorumcusu olarak çalıştı. Eylül 2009’da otobiyografisini çıkarttı.