Arthur Wharton | Irkçılık Mağduru İlk Futbolcu

Sevgili beyaz adam; doğarım siyahım, büyürüm siyahım, üşürüm siyahım, korkarım siyahım, hastalanırım siyahım ve ölürüm hâlâ siyahım... Sen beyaz adam; doğarsın pembesin, büyürsün beyazsın, güneşlenirsin kızarırsın, üşürsün morarırsın, korkarsın sararırsın, hastalanırsın yeşilsin ve ölürsün grisin ve hâlâ utanmadan bana renkli dersin…

Bana göre Afrika kıtasında beyazların ırkçı tutumlarına karşı söylenmiş en anlamlı sözdür.

Öncelikle ırkçılık hakkında fikri olmayanlar için kısa bir tanım yapalım;

Genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir. Ortaya çıkış nedenleri arasında çoğunlukla ekonomik nedenleri olması yanı sıra düşünsel nedenlere de dayanmaktadır.

Günümüzde ırkçılık karşıtı birçok kampanya yürütüldüğü halde yeşil sahalarda bu üzücü olayları görmeye devam etmekteyiz. Ülkemizde bir İstanbul takımında oynarken Trabzonsporlu Zokoroya ırkçı hakaretlerde bulunan ve halen ülkemizde egemenlerin koruyuculuğu altında futbol yaşamını sürdüren Emre Belözoğlu denen şahsın yaptıkları hafızalarımızdaki tazeliğini korumaktadır.

Yukarıda tanımlamasını yaptığımız ırkçılık birçok düşünür ve bilimadamına göre hastalık olarak nitelendirilmektedir. Öyle ki karşısındakine ırkçı söylemlerde bulunan kişilerin çoğunda narsist kişilik bozukluğuna rastlanmaktadır.

Peki, bu hastalıklı tutumla ilk karşı karşıya kalan kimdir? Yeşil sahalarda bilinen ilk ırkçılık mağduru futbolcu Arthur Wharton’dur.

28 Ekim 1865 yılında Ashanti Krallığı’nın egemenliği altındaki Gana topraklarında yarı Ganalı yarı İskoç bir baba ile Ganalı bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Arthur Wharton 1882 yılında ailesiyle birlikte İngiltere’ye göç eder ve İngiliz vatandaşlığına geçer. 19 yaşında İngiltere’nin kuzeydoğusunda yer alan Darlington kasabasının Clevland Koleji'nde din öğretmenliği eğitimi almaya başlayan Arthur, aynı zamanda okul takımında atletizm ve bisiklet sporlarıyla ilgilenmeye başlar ve kısa zamanda elde ettiği başarılarla adından söz ettirir.  1886 senesinde Batı Londra’nın Stamford Bridge Stadında 100 yard mesafeyi (91.44 metre) 10 saniyede koşarak dünya rekorunu kırar. 1887 senesinde Preston-Blackburn arasında yapılan bisiklet yarışını 1. bitirirken yine bir rekora imza atar.

Daha sonraları futbola merak salan Wharton, 1886–1887 sezonu Federasyon Kupası'nda yarı finale kalan Darlington’un kalesini korur. Uğraştığı diğer spor dalları nedeniyle çok çevik, hızlı ve güçlü bir futbolcu olan Wharton maçlarda ki tavırlarıyla “centilmen” lakabını alır.

 

 

Kısa sürede Wharton’un ünü tüm bölgeye yayılır; o yılların en önemli takımı Preston North End, 1888 senesinde onu kadrosuna dâhil eder, o yıllarda lig maçları oynanmadığı için yerel, bölgesel ve Federasyon Kupası maçlarında kalesini başarıyla koruyan Wharton tüm başarılarına rağmen milli takıma seçilemez.

 

Çünkü Arthur Wharton’un deri rengi farklıydı!

Sonraları İngiltere Ulusal Takımı'nın formasını giyen ilk zenci futbolcu Viv Anderson, bir demecinde aslında bu onurun Wharton’a ait olması gerektiğini söylemiştir.

1889 senesinde kaleciliğe ara verip Sheffield’e dönen Arthur Wharton burada atletizmle uğraşmaya devam eder. Ancak futboldan ayrı kalmaya dayanamayan Wharton bir sene sonra, Rotherham Town ile yeniden yeşil sahalara dönüş yapar. 1894 senesinde Sheffield United’a geçerken, o yıllarda United takımının kalesini koruyan William "Fatty" Foulke’un (Şişman Kaleci) yedeği olarak takımda yer alır. İngiltere 1. Lig maçında, takımının Sunderland’a karşı oynadığı maçta kaleyi koruyan Wharton, adını Ada futboluna ilk zenci futbolcu olarak yazdırmıştır. İlerleyen senelerde Stalybridge Rovers, Ashton Northend, Stockport County takımlarında kaleyi korurken, bazı maçlarda atletizmden gelen sürati nedeniyle kanat oyuncusu olarak görev yapar.

Başarılı futbol kariyerine 1902 senesinin Şubat ayında, Stockport’ta oynarken Newton Heath maçıyla nokta koyar.

Futbolu bıraktıktan sonra Doncaster’a döner ve bir süre maden işçisi olarak çalışır. O yıllarda alkol batağına düşen Wharton, 13 Aralık 1930 tarihinde 65 yaşında unutulmuş bir kaleci olarak yoksulluk ve sefalet içinde, gözlerden ve ilgiden uzakta hayata gözlerini yummuştur.

Arthur Wharton’un hayatını yazan Phil Vasili, kitabında (The First Black Footballer Arthur Wharton, 1865–1930, an absence of memory) onu şu cümlelerle anlatır;

“Hayatı zorluklarla, diğerlerinin önyargılarına karşı savaşmakla geçti. Tüm engellere, ırkçı yaklaşımlara, zorluklara karşı duracak kadar güçlü, bir o kadar da üzgündü. Kim bilir belki günümüzde yaşasaydı, ondan öğreneceğimiz çok şeyler olurdu.”

1997 senesinde önce Sheffield United tarafından başlatılan, sonrasında İngiltere Futbol Federasyonu’nun ülke genelinde yaygınlaştırdığı, “Football Unites, Racism Divides (FURD)” (Futbol Birleştirir, Irkçılık Ayrıştırır) kampanyasında mezarı anıtlaştırılan Wharton, 2003 senesinde Ada futboluna unutulmaz hizmetlerde bulunan futbolcuların yer aldığı “English Football Hall of Fame”a kabul edildi.

 

2010 yılında adına kurulan vakıf futbolda ırkçılığı önleme adına ses getiren kampanyalar yürütmektedir.

Yeşil sahalarda ilk ırkçı saldırılara maruz kalan Wharton’dan günümüze değişen çok şey yok aslında. Halen beyin fukaralarının ırkçı hareket ve söylemlerine maruz kalan milyonlarca insan var yeryüzünde.  

 

Unutmamalıyız ki doğduğumuz zaman dilimizi, dinimizi, ırkımızı vb. şeyleri seçme şansımız yoktu, dünyaya geldiğimizde hepimizin tek ortak noktası insanlığımızdı. Bizi birleştiren bu tek gerçekliğin etrafında tekrar bir araya gelmek umuduyla…