Hızlı ve Öfkeli | Leeds United

Lazio, Valencia, Deportivo, Werder Bremen, Nantes ve Boavista gibi takımlar 2000’lerin başlarına damgasını vurmuştu. Bu takımlar oynadıkları futbolla bizleri kendine hayran bırakırken şampiyonlukları kaymağı olmuştu. Ancak bunların dışında bir takım vardı ki bu takımlar da dahil şampiyonluk beklentisi en fazla olan onlardaydı. Kurdukları efsane takımla ligde ve Avrupa fırtına gibi estiği yıllarda futbol adına tek eksik şampiyonluktu. Şampiyonluk gelmeyince, zaferler taçlanmayınca alınan zaferlerin büyüklüğü kadar çöküş de o kadar büyük olmuştu. O takım Leeds United’tı ve serüven işte böyle başlıyordu.


Don Rivie önderliğindeki Leeds United 70’lerin başına kadar hem lig de hem Avrupa’da ortalığı kasıp kavurmuştu. Ne kadar kupa varsa hepsini toplayan Don Rivie İngiltere milli takımına geçerken yerine gelen Brian Clough’tan da aynı şeyler beklenmişti. Ancak Brian Clough’un daha ilk günden Don Rivie’li Leeds’in kazandığı kupaların haksız olduğunu söylemesiyle ipler daha başlamadan kopmuştu. Takımın en iyi oyuncusuyla yaşadığı problemler ve ligdeki kötü sonuçlar Brian Clough’un biletini erken kesmişti. O Brian Clough Leeds’e beklenen başarıları veremese de Nottingham Forest’ın kaderini düze çıkarmıştı. Leeds United ise bir başka şampiyonluk hikayesi için Eric Cantona’yı bekleyecekti. Bir yıl kaldığı Leeds’te şampiyonluk yaşayan Cantona Manchester United’a gidecek, Leeds ise yeni heyecanlar için Harry Kewell ve Lee Bowyer’ın yolunu gözleyecekti.

2000’lerin başında Leeds United ismi Avrupa da tekrar yankılanır olmuştu. Ligde zirveyi kovalayan Leeds Avrupa’da da zirve yolunda önemli adımlar atmıştı. İşte bu takımın çıkışı 90’ların ortalarında Kewell ve Bowyer’ın futbol sahnesine çıktığı yıllara denk gelir. 



 

Kadronun Oluşumu

 

Leeds’in 7 yıllık peri masalının önsözüne baktığımızda İan Harte ve Harry Kewell yazar. Kadronun iki alt yapı oyuncusu olan bu isimler 2000’lerin muhteşem takımının en eski oyuncularından en önemlileriydi. İan Harte dönemin en iyi sol bek performanslarından birini sergilerken attığı muhteşem frikik golleriyle bizlere leziz bir futbol ziyafeti sunuyordu. Kewell ise hücum hattının tüm formasyonlarında yer alarak Leeds’in işini kolaylaştırırken kişisel kariyeri içinde büyük futbol oynuyordu.

Leeds takımının kalesi her zaman emin ellerde olmuştu. Efsane Leeds takımın izleyen, hatırlayan herkes Leeds takımının ikinci kalecisini hatırlamaz. Harte ve Kewell’lardan bir yıl sonra takıma katılan Nigel Martyn tam 7 yıl boyunca formasını giydiği Leeds’in tüm zaferlerinde zirvedeki isimlerden biri olmuştu. Fabrikadan yeşil sahalara transfer olan Martyn Leeds takımına gelene kadar ödenen transfer ücretleriyle rekorları alt üst etmeyi başarmıştı. 

*****
Leeds United yıllar yılı her zaman sert ve agresif futbolu tercih eden bir takımdı. Brian Clough’un yıllar önce şikayet ettiği günlerden Milenyuma kadar değişen hiçbir şey olmamıştı. Martny’le aynı yıl takıma katılan Lee Bowyer da takımın psikopat, arızalı isimlerin başında geliyordu. Kadronun vaz geçilmez isimlerinden biri olan arıza Bowyer 2003’te ki mali krizin etkisi altına giren adamlardan biriydi.





 

Lucas Radebe. Ailesi tarafından daha 15 yaşında Apartheid rejimi altındaki Güney Afrika’da şiddetten uzak durması için Bophuthatswana’ya gönderilmemiş olsa belki de Radebe’yi hiç tanımayacaktık. Futbola orda başlayan Radebe, heybetli ve sıkı görüntüsüyle taş gibi defans oyuncusu teriminin içini doldururken Leeds’in zaferlerindeki baş mimarlardan biri olmuştu. 

*****
Futbola başladığı İrlanda kulübü Hore Farm’dan bir yıl sonra her İrlanda’lı gibi Ada’ya ayak basan Gary Kelly tüm kariyerini Leeds’e harcamıştı. Efsane takımda savunmanın sağını rehin alan Kelly 16 yıl forma giydiği bu takımda futbolu bırakarak takıma aidiyetini göstermişti. 

*****
‘’The New Ro y Keane’’. Yeni Keane olarak lanse edilen bu isim Alan Smith. Leeds kariyerinde forvet arkasından sonra 18 içine transfer olan Smith tam bir kart görme makinasıydı. Leeds alt yapısının en iyi ürünlerinden biri olan Smith’in vukuatları saymakla bitiremeyiz ancak Leeds’liler onu çoktan yeni kaptanları olarak seçmişti. Deli bir Leeds taraftarı olan Smith daha sonra hiçbir zaman gitmem dediği ezeli rakip Manchester United’a transfer olsa da bunun takımın mali sebeplerinden dolayı olduğunu herkes biliyordu. Ferguson’un Roy Keane’nin yaşlanmasından ötürü yerine oyuncu aramasıyla Alan Smith çıkagelmiş ve defansif orta saha görevini de gayet iyi kotarmıştı. 

 




 

98 yılında Leeds alt yapısında yetişen Paul Robinson zaman zaman formayı istikrar abidesi Martyn’den almayı başarsa da asıl patlamasını o gidince yapacaktı. 2003 de devir aldığı kaleyi iki yıl firesiz koruyan Robinson Totthenham’a geçerken milli takımın da yolunu tutmuştu.

*****
Sezona Radebe’nin yanında başlayan Jonathan Woodgate Leeds alt yapısının bir başka ürünüydü. Ferdinand’ın alt yapıdan çıkmasıyla arka plana atılan Woodgate Ferdinand-Radebe ikilisinin arasına zaman zaman girmeyi başarmıştı. Rio Ferdinand’ın United’a transferiyle formayı kapan Woodgate yaptığı çıkışla Newcastle’a, oradan da müzmin sakat olacağı Real Madrid’e geçecekti. 

*****
Bu isimlerin yanında Fransız Olivier Dacourt da geldiği ilk sene muhteşem bir performans sergilemişti. Hemen hemen tüm maçlarda orta alanın değişmez oyuncusu olan Dacourt efsane 2000-01 sezonunda muhteşem oynamıştı ancak daha sonra bu performansına erişmekte zorlanmıştı. 

*****
Rio Ferdinand. West Ham da parlayan bir yıldız olan Ferdinand Leeds’e dönemin en pahalı oyuncularında biri olarak geçmişti. 2 yılda Leeds’te gösterdiği performansla adını dünyanın en iyi savunma oyuncuları arasına yazdıran Ferdinand Leeds’te fazla kalmadı ve rekor transferle Manchester’a gitmişti. 

*****
Efsane Leeds takımının gol yükünün önemli bir bölümünü yüklenen Viduka ile Robbie Keane’de takımının önemli üyeleriydi. Özellikle Viduka güçlü fiziği ile Vieri tarzını sergilerken yeterince de çevikti. 

*****
Kadronun oluşumunda ki bu bel kemiği diyebileceğimiz isimlerin yanında Bakke, Mills, Duberry, Bridges, Batty ve Dominic Matteo gibi Leeds takımının hamallığını yapan isimlerde vardı.

 




 

David O’Leary’le Zirveye

Howard Wilkinson’la başlayıp George Graham’la devam eden bu takıma eski oyuncusu David O’leary ‘’Asrın takımı’’ ünvanını kazandırmıştı. George Graham’ın göreve gelirken daha önce bir menajerden yasadışı para alması Leeds camiasında tepkilere neden olsa da alt yapıdan çıkardığı gençler ve takıma kazandırdığı isimlerle Leeds’i ilk 5’e taşıması her şeyi unutturmuştu. Graham’ın bu başarısı onu Tothenham’a götürürken arkasında bıraktığı bu takım O’Leary’le birlikte şaha kalkacaktı. O’Leary’nin takımın başında bulunduğu 4 yılda Leeds ilk 5’ten aşağıya hiç düşmedi. Daha ilk senesinde 4. olan takım olaylı Galatasaray maçlarının yaşandığı Uefa Kupasında yarı final görmüştü. Devam eden sezonda ligi 3. bitiren takım Şampiyonlar Ligi hakkı kazanırken takımın gol ayaklarına Viduka ve orta alana Dacourt eklenmişti. Tarihinde ikinci kez Şampiyonlar Ligine katılan Leeds daha ilk maçında Kluivert ve Rivaldo’nun gazabına uğrayarak maçı 4-0 kaybetmişti. Şampiyonlar Liginin ağır geldiği düşünülüyordu ama Barcelona maçında alınan ağır hezimet yanıltıcıydı. Daha sonra Milan ve Beşiktaş’ı birer kez yenen Leeds kalan maçlarında da beraberlik alarak ilk maçta 4 yedikleri Barca’nın önünde Milan’ın arkasında 2. olmuştu. O yıllarda uygulanan ikinci bir grup aşamasında Leeds bu kez diğer İspanyol devi Real Madrid’in grubunda yer alıyordu. Geçen sezonun şampiyonu Manchester’ın grubunda lider olan Anderlecht ve Arsenal’in arkasında 2. olan yıldızlar topluluğu Lazio da grubun bir diğer üyesiydi. Bu grupta Real’e iki maçta da mağlup olan Leeds takımı kalan maçlarda 3 galibiyet 1 beraberlik alarak 2. olmuştu. Yoluna emin adımlarla ilerleyen David O’Leary yönetimindeki Leeds takımı Alan Smith, Viduka ve Harte’ın inanılmaz performansıyla ‘’Asrın takımı’’ ünvanını kesinlikle hak ediyordu. Çeyrek finalde karşılaştıkları La Liga şampiyonu Makaay’lı Deportivo’da o yılların gönlümüze taht kuran bir başka efsane takımıydı. İlk maçta rakibini üçleyen Leeds Rizaor’da ayak tutulmasına yakalanınca Deportivo’ya 2-0 mağlup olmuştu. Facianın eşiğinden dönen Leeds Uefa Kupasından sonra Şampiyonlar Liginde de yarı final şansı yakalamıştı. Yarı finalde Mendieta’lı Valencia’ya karşı koyamayan Leeds elenerek final şansını kaçırmıştı ancak oynadıkları agresif ve etkili futbolla Milenyumun efsaneleri arasına girmeyi başarmıştı. 





 

Mali Krizin Etkileri

2001 sezonu Leeds’in futbol sahnesinden çekilişinin başlangıç yılıydı. Geçen sezon alınan Ferdinand, Viduka ve Robbie Kenae’e yaklaşık 53 milyon Euro harcayan Leeds bu yılda elinde 3 tane iyi golcü olması rağmen anlamsızca Robbie Fowler’a 17, Seth Johnson’a 11,5 milyon harcayınca ipin ucu kaçmıştı. O’Leary’nin bitmek bilmeyen isteklerine kayıtsız kalmayan başkan Peter Ridsdale kredi çekerek bu transfere onay vermişti. Şampiyonlar Ligi gelirlerine güvenen başkanın evdeki hesabı çarşıya uymuyordu. 2000 yılının Ocak ayında Woodgate ve Bowyer’ın karıştıkları ırkçı kavga Leeds’in zaten agresif yapısından dolayı oluşan kötü imajını ayyuka çıkarmıştı. Mills, Smith, Bowyer gibi sert oyuncuların zedelediği, İstanbul’da iki taraftarın holigan davranışlar yüzünden ölmesiyle devam ettirdiği bu kötü imajı Woodgate ve Bowyer 2001 yılının sonlarında sonuçlanan bu davada sadece Woodgate’in kamu hizmeti gibi basit bir cezayla kurtulmasıyla iyice dibe vurmuştu. Para yağdırdıkları iyi bir avukat sayesinde bu işten sıyrıldığını düşünen Ada halkı onlara hüküm giydirmişti. Radebe’nin de bu oyuncular aleyhinde şahitlik etmesi takım içinde sorunlar yaratmıştı. Saha içinde lider konumdayken saha dışındaki bu olaylarla uğraşan Leeds sezonu 5. bitirerek Şampiyonlar Ligi bileti alamamıştı. Başkanın çok güvendiği bu gelirler uçup giderken Leeds’in finansal yapısı yavaş yavaş yara alıyordu.





 

Yeni sezona yeni hoca Tery Venables’le giren Leeds’te başkanın satmayacağım sözlerine rağmen elden çıkarılan Woodgate, Bowyer ve özelikle Keane’le Fowler’ın maliyetinden daha aza elden çıkması zarar hanesine yazılırken Ferdinand’ın satışı kulübün mali krizde olduğunun ilk göstergesi olmuştu. Ferdinand’ın 30 milyon poundluk girdisine rağmen açıklanan 13 milyon poundluk borç başkan Ridsdale için halledilebilicek bir problem olarak görülse de kazın ayağı öyle değildi. Bu satışla başkan ve hocaya güven iyice azalırken giden tabi ki hoca olmuştu. İyi sonuçlarda gelmeyince Tery Venables’de sezon sonunu görememişti ve onun yerine de Peter Reid getirilmişti. Onun ardından başkan Ridsdale de görevi bırakırken daha önce yönetici olan Profesör John McKenzie taşın altına elini sokmuştu. Leeds takımı sezon sonunda düşme hattının üç basamak uzağında 15. olurken açıklanan 43 milyon poundluk zarar kulübün ipini çekmek üzereydi. Takım iyice dibe vururken herkesi içine alan Leeds hortumu Peter Reid’i de yutarak sonunu hazırlamıştı. Yeni hoca Eddie Gray’le birlikte mali yapıyı düzlüğe çıkarmak için satışlar devam ederken sıradaki kurbanlar Dacourt, Martny ve Kewell’la da yollar ayrılırken sezon sonunda kendini sondan ikinci bulan Leeds tahmin edilen bir finalle küme düşmüştü. Küme düştükten sonra Robinson, Matteo, Bridges, Mills, Batty, Harte, Smith ve Viduka’da takımdan ayrılırken efsane takımın efsane oyuncularından kimse kalmamıştı. Elden çıkarılan bütün oyunculara rağmen açılan deliği kapatmaya başaramayan Leeds 80 milyonluk borçla Championship’i boylamıştı. 

Yeni başkan Ken Bates’le birlikte 3 yılı Championship’te geçiren Leeds 3 yılda League One’de mücadele ederken daha sonra tekrar Championship’e çıkmıştı. Premier Lige çıkmanın yollarını arayan Leeds’in başkanı Ken Bates Lig 1’deyken 2 yıl içinde Premier Ligde çıkacaklarını iddia ettiğinin üzerinden tam altı yıl geçti ve Leeds sadece bir üst lige çıkabildi. Tabi artık ne Ken Bates kaldı başkası hepsi gitti. Sadece yeni bin yıla hızlı giren, öfkeli ama etkili futbol oynayan efsane Leeds’in anıları kaldı.

 

* Çevirilerde yardımını esirgemeyen Burcu Dönmez'e teşekkürler