12 Yıl Sonra Yeniden Real Madrid

2002’de ki şampiyonluktan sonra  2003’te yarı final, 2004’te çeyrek final gören Real Madrid bir daha Mourinho’ya kadar çeyrek final yüzü dahi göremeyecekti.

 Mourinho’nun 3 yılda temelini atıp yarı finallerden dönen bu takım Carlo Ancelotti’yle nihayet finale kalmayı başardı. Real Madrid geçtiğimiz hafta Bayern Münih’i bozguna uğratarak Lizbon’da ki finalden yerini ayırttı. Üç yıldır finalin kapısından dönen ve birinde Bayern’e kaybeden Real Madrid bu kez şeytanın bacağını kırdı. 12 yıl sonra finale kalma başarısı gösteren Real Madrid finalde Atletico Madrid’i yenip kupaya uzanır mı bilmiyoruz ama 12 yıl önce bu zaferi nasıl kazandığını çok iyi biliyoruz.

Real Madrid 2001-02 sezonuna girerken bir önceki sezonun lig şampiyonu, iki yıl öncesinin de Şampiyonlar Ligi şampiyonuydu. 2002 şampiyonluğunda ki kadronun temelleri Vicente Del Bosque’yle o zaman atılmıştı.

-  Sekiz yıl boyunca beyaz formayı üzerinden çıkarmayacak İvan Helguera 2.5 milyon Euro gibi cüzi bir bedelle transfer edilmişti.

-  Chendo, Panucci, Salgado, Ramos, Arbeloa ve Carvajal’in emanetçiliğini yaptığı sağ bek mevkisi içinde Real Madrid’in 10 yılını eskitmiş olan Michel Salgado bu saydığımız bekler içinde en iyisiydi. Celta Vigo’dan 6 milyon Euro verilerek alınan Michel Salgado takımın hem savunma hem hücum gücünü olağanca artırıyordu.

-  Liverpool’dan bedelsiz kadroya katılan İngiliz futbolcu Steve McManaman geldiğinde 2 Şampiyonlar Ligi kazanacağını hiç aklından geçirmiş miydi ?

- Bir diğer isim Geremi. Daha çok kadroyu yedekleyen isimlerinden biri olan Geremi oynadığı maçlarda Makelele’yle birlikte orta alanda takımın savunma yükünü hafifletiyordu.

-  Bir yıl sonra Luis Figo. Dönemin en iyi oyuncularının başında gelen Figo, Barcelona’dan sansasyonel bir şekilde transfer edilmişti. 60 milyon Euro verilmişti bonservisine ancak kazanılan Şampiyonlar Liginin değeri bu parayla ölçülemezdi.

- Ve Zinedine Zidane. Başkan Perez’in hayallerini süsleyen Zizou bir gala gecesinde Real Madrid’e evet deyivermişti. Zizou’yla aynı ortamda bulunan Florentino Perez, Zizou’ya bir kağıt ulaştırıp içine yazıyı döşemişti.

Real Madrid için oynar mısın ?

Zizou’nun teklifi kabul etmesiyle Juve’yle temasa geçen Real Madrid bonservisine 76 milyon Euro ödeyecekti. O 76 milyon Euro Şampiyonlar Ligi final maçında tarihin en iyi gollerinden biriyle Zidane’ın ayağından gelirken çoktan unutmuştu bile.

 

 

 

İki yılda yapılan bu önemli transferlerle 2001-02 sezonuna giren Real Madrid ligde 10 hafta sonunda 10. Olurken 7 hafta sonra liderliği almayı başarmıştı. 25 hafta sonunda Valencia, Deportivo ve Barcelona Real Madrid’i takibini sürdürürken öte yandan Real Madrid Şampiyonlar Liginde önemli işlere imza atıyordu.

A grubunda Roma, Anderlecht ve Lokomotiv Moskova’yla eşleşen Real Madrid ilk maçında Cafu’lu, Totti’li, Batistuta’lı Roma’yı Olimpiyat stadında Guti ve Figo’yla geçip önemli bir başlangıç yapmıştı. Daha sonra Anderlecht’i içerde dışarda ve Lokomotiv’i farklı geçen Real Madrid dört maç sonunda gruptan çıkmayı garantilemişti. Son iki maçında Lokomotiv’e 3 puan Roma’ya 1 puan bırakan Real Madrid 13 puanla liderliği eline almıştı.

Format gereği dörtlü bir grup daha oluşturulan Şampiyonlar Liginde bu kez rakipleri Arsenal’li grupta liderliği alan ve iki yıl sonra Yunanistan’ı Avrupa şampiyonu yapacak takımın iskeleti bulunan Panathinaikos, Deco’lu Porto, Petr Cech’li ZdenekGrygera’lı, Nowotny ve Jarosik’li Sparta Prag’tı. Prag Bayern’in ardından, Porto ise Juventus’un ardından ikinci olarak bu gruba dahil olmuştu.

Grup isim olarak bakıldığında pek bir yer doldurmuyordu ancak takımların gruplardaki başarıları Real Madrid’in tedbiri elden bırakmamasına yetiyordu. Tam beklenildiği gibi oynanan ilk maçta Real Madrid, Prag’dan zorla 3-2’lik bir galibiyet çıkarmıştı. Zidane ve Morientes’in golleriyle galibiyetle başlanan grupta Real Madrid bir daha hiç zorlanmamıştı. Pana’yı,  Helguera ve Raul’le üçleyip, Porto’da iki maçta Solari’nin üstün oyunuyla geçilirken, dört maç sonunda liderlik garanti altına alınmıştı. Daha sonra Prag’ı içerde üçleyip Pana’ya bir puan bırakırken adını çeyrek finale yazdırmıştı Real Madrid.

25 hafta sonunda lider bıraktığımız Real Madrid Bilbao deplasmanında kaybederek liderliği Valencia’ya kaptırmıştı. O Valencia, Rafa Benitez yönetiminde önemli bir kadroya sahipti. 1999 ve 2000’de Şampiyonlar Ligi finalinde kaybeden takımın iskeleti aynen duruyordu. Canizares, Ayala, Albelda, Aimar, Vicente, Kily Gonzales, Baraja, Carew ve Angulo gibi önemli isimlere sahip olan Valencia Benitez’le birlikte Real Madrid’in peşinde şampiyonluk kovalıyordu.

30. Haftada tekrar zirveyi ele alan Real Madrid’in liderliği 4 hafta kadar sürdürecekti. 34. Haftada Osasuna, Real Madrid’e çelme takınca bitime 4 hafta kala Valencia zirveye oturuyordu. 64 puanla liderliği alan Valencia’nın ardında 63’le Real Madrid, 62’yle 2000’in şampiyonu, Tristan’lı, Valeron’lu, Djalminha’lı, Makaay’lı kadrosuyla o sezon Real Madrid’i Kral Kupasında eli boş gönderecek Deportivo vardı. Kral Kupasında Deportivo’ya boyun eğen Real Madrid ligde de Valencia’ya zirveyi bırakmıştı ancak Şampiyonlar Liginde işler yolundaydı.

Çeyrek finalde Manchester United’ın arkasında ikinci olan Bayern Münih geçtiğimiz akşam olduğu gibi yine Real Madrid’in karşısına dikilmişti. Önceki sezonun şampiyonu Bayern Münih Kahn, Lizarazu, Scholl, Elber, Effenberg gibi yıldızlara Bundesliga’da Dortmund ve Leverkusen’i uzaktan takip ediyordu. Ottmar Hitzfeld yönetiminde ki Bayern’e ilk maçta konuk olan Real Madrid boynu bükük ayrılmıştı ancak Geremi’nin attığı gol bir umut ışığı olmuştu. Effenberg ve Pizarro’yla goller bulan Bayern rövanş öncesi 2-1’lik bir galibiyet elde etmişti. Rövanşta ilk yarıda oyunu tutmayı başaran Münik devreye 0-0’la gitse de 69’da Helguera, 85’te Guti’yle Real Madrid fişi çekmişti. Vicente Del Bosque yönetimindeki Real Madrid yarı finale adını yazdırırken bu kez rakibi Panathinaikos’u Luis Enrique ve Saviola’yla geçen Barcelona’ydı. İki İspanyol’un eşleştiği Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona ligde istediği sonuçları alamıyordu. İlk üç dışında kalan Barcelona’da tek hedef El Clasico’yu kazanmaktı.

 

 

Camp Nou’da oynanacak olan ilk maçta belki de Barca tarihinin en kötü kalecilerinden biri olan Bonano’yla maça başlayacak olan Barcelona başına ne geleceğini biliyordu. Hem kötü kaleciye hem de kötü kadroya sahip olan Barcelona’da Reizeger, De Boer, Kluivert, Overmars, Saviola, Xavi, Puyol gibi isimler bulunuyordu ancak kadronun genelinde vasat denebilecek bir kadro vardı. En başta kaleci Bonano bulunuyordu ve Real Madrid Camp Nou’da Zidane ve Morientes’le turu cebine koymuştu bile. Rövanşı da 1-1’lik skorla bitiren Real Madrid bir daha 12 yıl sonra çıkacağı finale son kez çıkıyordu. Yıldızlarıyla finale kalan Real Madrid’in rakibi Manchester United’ı 2-2 ve 1-1’lik skorlarla eleyen Toppmöller yönetiminde ki Yıldıray’lı Leverkusen’di. Leverkusen Şampiyonlar Ligi’nde fırtınalar estirirken ligde ve kupada da bir o kadar başarılıydı. Dortmund’la şampiyonluk yarışına giren Leverkusen 31 hafta sonuna 5 puan farkla önde gidiyordu. Kadrosunda Ze Roberto, Berbatov, Ballack, Lucio, Schneider, Neuville ve Yıldıray Baştürk gibi yıldızları barındıdan Leverkusen son 3 hafta kala puan farkını 5’e çıkarıp klasik tabirle Şampi. olmuştu ama Real Madrid o kadar şanslı değildi.

La Liga’da bitime 4 hafta kala Valencia’yı 1 puan geride takip eden Real Madrid 35. Haftada Tenerife’yi 4’lerken Valencia’da 2 puan gerideki Deportivo’yu yenerek bir rakibini saf dışı bırakmıştı. Bir sonra ki hafta Valencia yine kazanırken Real Madrid’e darbeyi Tayfun’lu Nihat’lı Real Sociedad vurmuştu. San Sebastian’da Real Madrid’i 3-0’la geçen Sociedad şampiyonluğu Valencia’ya göndermişti. Bitime 2 hafta kala 4 puan geriye düşen Real Madrid sonraki hafta bir darbede Mallorca’dan, son hafta da altında ki Deportivo’dan darbe yiyince kendini üçüncü sırada buluvermişti. Birkaç hafta daha olsa 4. Barcelona’ya dahi geçilebilirdi Real Madrid. Kral Kupasında ayrı, ligde ayrı darbe yiyen Real Madrid’in elinde sadece Şampiyonlar Ligi finali kalmıştı. Kötü geçen sezonu unutturmak isteyen Real Madrid ne yapacak edecek Bayer Leverkusen’i geçecekti. Çünkü 2 yıldır büyük meblağlara alınan yıldızların semeresini almalıydı başkan Perez. Yoksa kazan kaynayacaktı.

Şampiyonlar Ligi’ndeki rakibi Leverkusen ligde son 3 haftaya şampiyon gibi girmişti ancak içerde kaybettikleri Werder maçı sonrası takımı korku sarmıştı. Ailton’lu Bremen mızıkacıları Leverkusen’i devirirken son iki haftaya heyecan katmışlardı. Bremen maçı sonrası Real Madrid gibi travmaya giren Leverkusen bu kez de Nürnberg deplasmanında yokları oynamıştı. Düşme hattının bir sıra üstündeki Nürnberg, Leverkusen’i mağlup ederek lige tutunurken Yıldıray’lı Leverkusen son haftaya Bremen’in kendilerine yaptığını Dortmund’a da yapmasını umarak bekleyecekti. Son hafta liderlik şansını yakalayan Dordmund bu fırsatı kaçırır mıydı tabi ki kaçırmazdı. Koller’li, Lehmann’lı, Rosicky’li, Ricken’li Dordmund, Tomas Schaff’ın Bremen’ini   74’de Ewerthon’un golüyle 2-1 yenerek şampiyonluğu kazanıyordu. Leverkusen bir hafta sonra da lig kupası finalinde Schalke’yle karşılaşırken elindeki fırsatları yine değerlendiremiyordu. Berbatov’la öne geçmesine rağmen skoru koruyamamıştı Leverkusen. Schalke’nin yağmur gibi gelen gollerinden sonra 4-1’ e gelen maç sonrası Kirsten’in golü sadece skoru değiştirecekti. Leverkusen’in 4-2 kaybettiği final sonrası elindeki kozları tek tek tüketmesi aynı Real Madrid’e benzemişti. İki takımında son şansı Avrupa’nın en büyük kupası Şampiyonlar Ligiydi.

 

 

Glasgow’da Hampden Park’ta oynanacak maça Real Madrid ve Leverkusen yukarıda ki 11’le çıkmıştı. İki takımında atak başladığı maçta Roberto Carlos’un attığı uzun taçtan yakaladığı muhteşem pası bir o kadar muhteşem gole çeviren Raul finalde takımını öne geçirmişti. Ancak sevinç kısa sürmüştü ve Schneider’in her zaman attığı o müthiş yan toplardan birine kafayı vuran Lucio ipleri Real Madrd’e vermemekte kararlıydı. İki takımında karşılıklı ataklarıyla geçen maçta ilk yarı bitimine yakın hafızalarımızdan hiç çıkmayan bir vuruşla topu ağlara gönderen Zidane kendisine verilen 76 milyonu çoktan silmişti. Roberto Carlos’un yüksek topunu tarihte emsali olmayan bir vuruşla topu ağlara gönderen Zidane, Real Madrid’i devre arasına önde götürmüştü. İkinci yarıda oyun üstünlüğünü eline alan Leverkusen, Berbatov’un oyuna girişiyle baskıyı iyice arttırsa da golü bir türlü bulamamıştı. Sakatlanan Cesar’ın yerine oyuna giren genç İker Casillas, Yıldıray başta olmak üzere Berbatov’un da bir topunu inanılmaz kurtararak aslında geleceğini kurtarmıştı. Casillas’ın direnişiyle geçen kalan dakikalarda gol bulamayan Leverkusen iyi giden bir sezonda teselliyi bulamamıştı. 3 kupada zirveye oynayıp aynı geçen seneki Benfica gibi son turda kaybeden Leverkusen’in adı Neverkusen’e çıkmıştı. Real Madrid ise bir daha uzun süre oynayamayacakları final maçında rakibini alt ederek kupayı uzanmıştı ve takımın toplamda 9’uncu kupasını müzesine taşımıştı.

 

 

Bu zafer Real Madrid’e mutluluk getirirken öte yandan da çöküşünün başlangıcıydı. Daha sonra sırasıyla yarı final ve çeyrek final oynayan Real Madrid’in, Perez’in ticari transferi Beckham’la birlikte altına dinamit koyulmuştu. Makalele’nin gidişiyle takımı toplayan oyuncu eksikliğiyle Real Madrid tamamen bitmişti. Beckham’ın bile ön liberoda denendiği yere bir adam bulamayan Real Madrid Makalele’nin ardından ağıtlar yakan taraftarlarla birlikte toparlanmak için Jose Mourinho ve daha sonra Ancelotti’ye kadar bekleyecekti.