Gazza'dır Ne Yapsa Yeridir

Futbol tarihinde Paul Gascoigne gibi agresif futbolcular hep olmuştur. Ama onun gibisi henüz gelmemiştir.  Özellikle benim akranlarımın futbola yeni yeni ilgi duyduğu yılların ilk deli oyuncularının başında gelir nam-ı diğer Gazza. Çok iyi hatırlıyorum televizyonda bir gün maçını izliyorduk babamla. Futbola da çok meraklı olunca bu kim bu kim diye sürekli sorular sorardım. Gascoigne’i sorduğumda ise “biraz manyak” demişti. Bir de aklımda kaleci Higuita kalmış. Ona da deli demişti. Hatta niye deli olduğunu anlamak için yıllarca beklemiştim.

 

Gazza daha doğduğunda sorunlu doğmuştu. Yoksul bir aile, ufacık evde 6 kişilik yaşam mücadelesi. Daha 4 yaşındayken futbol kafasında merak uyandırmaya başlamıştı bizim Gazza’nın. 3-4 sene sonra okul hayatı da başlayınca okul takımında da oynamaya başladı. Yetenekli olduğunun farkındaydı. Birkaç kulübün seçmelerine katılmaya karar verdi ama başarılı olamadı. Son denemesinde Newcastle kulübü Gazza’yı takıma aldı.O sırada 13 yaşındaydı.

Doğuştan bahtsız ve sorunlu demiştik. 6 kişinin barındığı ufacık evde işsiz bir baba ve ona muhtaç çocuklar. Baba Almanya’ya iş bulmaya gitmiş yalnız kalmışlar. Babaya hasret kalmışlar. Sonra bir de baba beyin kanaması geçirip 8 ay hastanede yatınca kelebek etkisi gibi bizim küçük Gazza’nında kafada fırtınalar kopmuş. Asıl kanamayı Gazza geçirmiş. Newcastle kulübünde genç takımla oynamaya başlayan Paul Gascoigne yavaş yavaş yeteneğini göstermeye başlamış. Başlamış ki Gazza lakabını takmışlardı ona. Sorunlu hayatı da etkisini ufaktan ufaktan hissettirmeye başlamıştır bu sıralar

                                                   

Arkadaşlarıyla beraber votka çalıp kuytu bir yerde içip içip kafayı bulmuşlar. Alkolik hayata da ilk adımını atmış oldu böylece. Takımda ilk 11 oyuncusu olmayı başaran Paul kaptanlığı da eline geçirmiş. Aynı sezon FA Youth Cup’ı kazanan Gazza finalde Watford ağlarına 2 gol göndermişti. Bunun ardından Newcastle hocası J.Charlton onu A takıma kazandırdı. İlk senesinde Kevin Keegan'ın ayakkabılarını temizleme görevi verilir Gazza’ya. O da utandığı için ayakkabıları eve götürüp temizlemeye karar verir. Ancak dönüşte ayakkabıları metroda unutur.

İlk maçına Q.P.R karşısında yedekten oyuna girdi. Sonra ilk golü de Oxford ağlarına geldi. Yıl 1985. Bir sonraki yıl performansını artıran Gazza yılın en iyi genç oyuncu olmuştu. Alkol sorunları da kaldığı yerden devam ediyordu. Alkollü araba kullanmayı adet edinmişti. Bir keresinde tesislerdeki traktörle soyunma odalarının duvarına dalmış. Wimbledon maçında rakip oyuncu bizimkinin cinsel organını avuçlayınca bir sonraki maçta Wimbledonlu oyuncu Winnie Jones’a çiçek göndermiştir. Öteki de tuvalet fırçası göndererek cevap vermiştir.

 

Eğlenceye düşkün alkolik bir hayat yaşayan biri için Newcastle şehri küçük gelse gerek. Paul de bunu düşünüp takımdan ayrılmaya karar verir. Nereye mi gitti; Totthenham’a. Hem de Ferguson’a söz verdiği halde. Eğlenceli ve kasvetli Londra dururken Manchester gibi yaşanması zor bir yere gitmek ona yakışmazdı herhalde. Zor bir yer dedim, Manchester’a gittiğimden değil. Kaynağım Tevez. O da “Manchester’dan ayrıldıktan sonra böyle bir şehrin varlığını bile unutacağım” diyor.

Geride Newcastle ile 107 maç 25 gol bırakan Paul, Tothenham’a gittiğinde İngiltere transfer rekorunu kırmıştı. Hiç vakit kaybetmeden Milli Takıma da girdi bizim Gazza. Hoca Bobby Robson ondan çok şey beklemekteydi. Tothenham’a geldiğinde Gazza artık rakipler için korkulan bir adamdı. Güçlü fiziği ve etkili paslarıyla çaresiz bırakıyordu savunmaları. İlk 2 sezonda 75 maçta 15 gol bıraktı ağlara. Milli takımla da maçlar oynayan Gazza İtalya 90 elemelerine  katılan İngiltere’nin tüm maçlarında forma giydi ve takım turnuvaya katılma  biletini  aldı. Kadroda takım arkadaşı Lineker, D. Seaman, D. Platt gibi isimler vardı. İngiltere  İrlanda, Hollanda ve Mısır’ın bulunduğu gruptan çıkar ve Gazza bir asistle oynar. Son 16'da Belçika karşına çıkan Gazza’lı İngiltere uzatmalarda Platt’ın golüyle maçı alır ve asisti de Gazza yapmıştır. Belçika da o zamanlar kolay lokma değildi hani. Eric Gerets, Enzo Scifo ve Ceulemans gibi isimler vardı. Çeyrek finalde ise tatsız geçen turnuvayı renklendiren ve gol sevincinde yeni bir çığır açan Roger Milla ve Omam Bıyık’lı Kamerun'u Platt ve Lineker’le geçen İngiltere yarı finalde şampiyon olacak Batı Almanya ile karşı karşıya geldi. Gazza 19 numaralı formasıyla yine 11'deydi. Almanlar tarihte olduğu gibi yine disiplinli ve takım gibi takımdılar. Hocaları efsane Beckenbauer. Kalede Köln'lü daha sonra Real Madridli olacak İlgner. İnterli Brehme ve Matthaus. Bayernli Kohler ve Augenthaler. Bu adamı küçükken hep kaleci zannediyordum. Önde Völler ve yine İnterli Klinsmann. Brehme’nin golüne 80’lerde cevap veren Lineker maçı önce uzatmalara sonrada penaltılara kadar götürmeye başardı. Aslında İngiltere bu Almanlara iyi bile dayanmıştı. Penaltılarda Pearce’ın şutu üst direğe çarpıp dışarı çıkınca Almanlar avantajı kullanıp finale yükseldiler ve Arjantin’i de geçip kupaya uzandılar. Gazza elendikten sonra inanılması güç bir şekilde gözyaşlarına boğuldu. İtalya ile 3. Lük maçını da kaybetti İngilizler ve 4. kapattı turnuvayı.

 

                                                          

 

Turnuvadan sonra lige dönen Gazza FA Cup’ı kazandı. Finalde sakatlanarak bir sezonu yatarak geçirdi. Hatta kupa töreninde stadda bile değildi hastanedeydi. Sonra Lazio’yla anlaşarak bir de Roma’yı sorunlarıyla yakmak istedi. Zaten Lazio taraftarı kendisini hiç sevmemişti. Lazio’da da sakatlıklarla boğuşan Gazza doğru dürüst maça bile çıkamadı. Bir de İngilizler onu izlemek için İtalyanlardan yayın hakkını satın almıştı. 3 sezonu boş boş geçiren Gascoigne 47 maç ancak oynamıştı. 6 golü vardı. Lazio’dan takım arkadaşı Aron Winter bir anısında şöyle anlatmıştır:

"Bir gece kapım çaldı, açtım, önümde Gazza duruyordu. Üzerinde küçük gözlüğünden başka hiçbir şey yoktu. Bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu, hayır cevabını alınca da gitti..."

İlginç bir adamdı vesselam. Bir seferde muhabir maç hakkında yorum istediğinde geğirerek cevap vermişti.

Daha sonra en iyi yıllarını geçireceği kulübe; Glasgow Rangers’a transfer oldu. Kısa zamanda performansını katlaya katlaya gidiyordu. Önünde Laudrup gibi golcü vardı. Aberdeen ile şampiyonluk için çekişirken 1-0 yenik durumda sazı eline aldı ve hat-trick yaparak maçı tek başına kazandı. O sezon çifte kupa yapmıştı Gazza. En unutulmaz jenerik ise bu dönemde yaşanmıştı. Hakemin yere düşürdüğü kartı alıp hakeme göstermişti. Gazza o yıl, yılın oyuncusu ödülüne layık görüldü. Sonraki yıl da çifte kupa kazanırken IRA'dan tehditler aldığı konuşuluyordu. Bu yüzden sıkıntıları büyüktü. Alkol ve psikolojik sorunlar tavan yapmıştı. Ama taraftarlar onu çok seviyordu. Gas-go Rangers diyorlardı.

 

 

Yaklaşan Euro 96 öncesi müthiş forma giren Gascoigne Milli Takımın turnuvadaki en büyük kozlarından biriydi. Tabi 90’a göre etrafındaki kalite de iyiden iyiye artmıştı. D. Seaman, Neville kardeşler, İtalya 90’da penaltıyı kaçıran Pearce, adaşı Paul İnce, o zaman İnter’liydi İnce, Manu’dan geçmişti. Benim adamlarımdan efsane kaptan Tony Adams, Beckham’dan önceki 7 numara D. Platt, 90’da da vardı hatırlasanız gol yükünü Lineker’le taşıyorlardı. Lineker gitti bu sefer Alan Shearer geldi. Sheringam vardı, Robbie Fowler vardı, McManaman ve Sol Campbell vardı. İşi daha kolaydı Gazza’nın.

Turnuvaya İsviçre maçıyla başladı İngiltere. Shearer açılışı yaptı Kubilay Türkyılmaz eşitledi maç öyle bitti. Sonraki İskoçya maçında adeta Gazza şov vardı. Turnuvanın en güzel golünü attı. Maç 2-0 bitti. Son maçta da Van Der Sar, Reiziger, Seedorf, Bergkamp, Stam, Cocu ve Kluivert’lı Hollanda’yı 4'leyip gruptan çıktılar. Bu maçta 2 asistle oynadı ve sahadaki organizatörlüğüyle  galibiyette baş rol oynadı. Sonraki turda penaltılarda Hierro ve Nadal’ın penaltı kaçırmasıyla İspanya’yı da geçen İngiltere yine panzerlere rakip oldular. Yine penaltıları gören maçta 6’da 5 e 6’da 6’yla karşılık veren Almanlar İngiltere’yi bir kez daha dışarı itmişlerdi. Gazza yine göz yaşlarına boğulmuştu. Ve yine kupayı panzerler kazandı.

98 de Gazza İskoçya’dan ayrılarak 1.lig takımlarında M’boro’ya transfer oldu. Kulübü Premier Lig'e çıkarmasında çok büyük emekleri vardı. Tabi sorunlar arttıkça takımlarda tutunma onun için zorlaşıyordu. Sürekli içiyordu. 20 dakikada 6 bira, 13 saatte 40 birayı mideye indirmiş ve demiş ki; " Milli takıma dönmek istiyorum."

Boro macerası kısa sürdü. Sonra 2 sezon Everton, 1 sezon Burnley’de forma giydi. Amerika’ya DC United’a gitti.  Bir  denemek  için  antrenmanlara çıktı baktı  olmayacak geri döndü. İyice balatayı sıyırınca Çin’e gitti. Biraz da orda denemek istedi. Alkol ve uyuşturucu tedavisi için Amerika’ya gitti. Gittiğinde Çin’de Sars virüsü salgını vardı. Alkolik ama salak değildi. Çin’e geri dönmedi. Amerika da Boston’la anlaştı. 5 maç oynayıp futbolu bıraktı.

Alkol, sigara ve uyuşturucu üçgeni bütün hayatını değiştirdi. Karısını öldüresiye dövdü sonra çıktı ekranlar önünde özür diledi. Tedavi görmeye kliniğe gitti. Klinikten kaçtı. Bağımlılık onu bitirdi. 18 ay ömür biçmişlerdi ona doktorlar. İçerken “sürekli ölmek istiyorum” diyormuş. Futbolculuk bitince bir süre menajerlik falan denedi ama içmek, eğlenmek varken ne gerek vardı. Ketterin Town takımının başına getirilmiş ancak 1 ay geçmeden aşırı alkol tükettiği iddiasıyla işinden kovulmuştu. Bir ara magazincilerle yumruk yumruğa kavga etmişti. İyice tozutmuştu anlayacağınız.

Geçtiğimiz yıldı yanılmıyorsam. Kulüp falan almak, oyuncu yetiştirmek istiyorum falan demişti. Bence hiç dokunmasın o masum çocuklara. Yazık etmesin. En son yine alkollü araç kullandığı ve  evinde uyuşturucu  bulundurduğu  için mahkeme mahkeme sürtüyordu. En iyisi bu efsaneye daha fazla yüklenmeden yazıyı bitirelim. Oğlunun sözleriyle bitirelim.

- Babama yardım etmenin hiçbir faydası yok. Göz yaşlarımı onun için dökmek istemiyorum.