Ölümü Getiren Gol

İki farklı hayat ve futbol sayesinde kesişen yollar. Pablo Escobar, Medellin kartelini yöneten, döneminde dünyanın en zengin, en güçlü uyuşturucu taciri sayılıyordu, Andrés Escobar ise Kolombiya’nın en büyük futbol yıldızlarından biriydi. Soyadı benzerliği dışında hiçbir bağlantıları yoktu ama kaderleri birbirini etkiliyordu.

Pablo Escobar, 80’li ve 90’lı yıllarda dünyanın en ünlü uyuşturucu baronuydu. Acımasızlığıyla ün yapmış adını duyanların dizlerinin bağının çözülmesine neden oluyordu. Tüm yaşadığı bu karanlık hayatı aydınlatan iki şey vardı, oğlu ve futbol. Futbol, onun için hayatın güzelliklere açılan penceresiydi. Yoksullara sahip çıkmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen Pablo, Medellin'in arka mahallelerindeki çocuklardan birer futbolcu yaratmayı kafasına koymuştu. Her bulduğu boş arsaya bir futbol sahası yaparak yoksul çocukları futbola yönlendiriyordu. Evet kendisi kirlenmişti ama yoksul çocuklar onun gibi olmamalıydı, belki de ruhunun huzura kavuşması için tek yol buydu…

İlk önceleri para aklamak için girdiği futbol işinde hedefini büyüttü ve Atlético Nacional'in başkanı oldu. Kolombiya futbolunun çağ atlama süreci de aynı dönemlere denk düşüyordu.

Andrés Escobar dünyanın en büyük uyuşturucu baronu ve en zengin suçlusuyla aynı milliyete ve soyadına sahip bir futbolcu olduğu için değil, ülkenin en iyilerinden biri olduğu için, Pablo Escobar’ın başkanı olduğu Atletico Nacional'de kaptanlığa kadar yükselmişti. Andrés; uyuşturucu kartellerinin bulaşmasıyla yeraltı dünyasına dönüşen futbolun içinde şerefli ve temiz kalmaya çalışan birkaç isimden birisiydi, bu yüzden El Cabellero Del Futbol (Futbolun Centilmeni) olarak anılıyordu.

İtalya 90 dünya kupasını pek hatırlamıyorum, ama Amerika 94’te kafasını sarıya boyamış Hagi önderliğindeki Romenler, Stoichkov öncülüğünde fırtına gibi esen ve yarı finalde elenen Bulgarlar, Brezilyalı Dunga, Romario, Bebeto, Arjantinli Gabriel Batistuta, Claudio Canniga, Hollandalı Dennis Bergkamp, Alman Jürgen Klinsmann,  İsveçli Kenneth Anderson,  Martin Dahlin ve kaçırdığı penaltıdaki surat ifadesini hiç unutmadığım İtalyan Roberto Baggio. Başlangıç düdüğünden son dakikasına kadar muhteşem bir futbol resitali. Geç saatlere kadar oturup büyük bir zevkle seyrettiğim en güzel dünya kupası.

 

 

Tarih yaprakları 22 Haziran 1994’ü gösterdiğinde ev sahibi Amerika Birleşik Devletleri’nin rakibi grubun favorilerinden Escobar’lı, Valderrama’lı, Asprilla’lı Kolombiya’ydı. Maç orta alan mücadelesi şeklinde geçerken maçın 34. Dakikasında sol taraftan gelişen Amerika hücumunda orta saha oyuncusu John Harkes'ın içeri ortaladığı topu engellemek için topa kayan Andres Escobar kaleciyi yanıltıyor ve topun kendi ağlarıyla buluşmasına sebep oluyordu.

 

 

Golün ardından hayata son kez bakıyormuşçasına bir ifade yer almıştı Escobar’ın suratında.

Ülkede herkes maçın kaybedilmesinin faturasını Escobar'a kesti. Escobar, maç sonu yaptığı yazılı açıklamada "Evet kendi kaleme gol attım ama bu dünyanın sonu değil, hayat devam ediyor." dedi.

Son maçta İsviçre’yi 2-0 mağlup eden Kolombiya için bu sonucun önemi yoktu. Futbolun bu en güzel organizasyonun perde arkasında bir takım insanlar haince planlar içerisindeydi. Turnuvaya veda eden futbolcular ölüm tehditleri alıyordu. Ülkesinin Atletico Nacional formasını terleten El Cabellero Del Futbol (Futbolun Centilmeni) lakaplı kaptanları Escobar ise bunları umursamıyordu.

 

Dünya kupasının ardından evi Medellin'e dönmeye karar verdi ve 2 Temmuz 1994 tarihinde akşam Oscar Cordoba ile Escobar birlikte Medellin şehrinin El Poblado semtinde "El Indio" adındaki bir barda eğlendi. Gece yaklaşık saat 03:00 sularında barın dışına çıkan Escobar üç kişinin saldırısına uğradı ve 38 kalibrelik bir tabanca ile vuruldu.

Cordoba yaşananları şöyle anlatıyor:

“Kafa dağıtmak için bara gitmiştik. Üç kişi bize yaklaştı ve aralarında biri Andres’e kendi kalesine attığı golle ilgili laf attı. Karşılıklı küfürleşmeler ve bir miktar itiş kakıştan sonra laf atan kişiler dışarı çıkartıldı. Ama o laf atan adam biz bardan çıktığımızda dışarıdaydı ve Andres’e ateş etmeye başladı.”

 

Öldüğünde henüz hayatının baharında 27 yaşındaydı. Ülkesi için mücadele etmiş, ülkesine tek uluslararası başarıyı (Liberdatores Kupası) kazandırmış takımın kaptanlığını üstlenmiş ve sayısız başarı kazanmış bir insan göz göre göre katledilmişti.

Escobar'ın cenazesine yaklaşık 120 bin kişi katıldı.

 

İlerleyen yıllarda Jeff ve Micheal Zimbalist kardeşler “The Two Escobars” isimli ödüllü belgesellerinde Andres Escobar ve Pablo Escobar’ın yollarının kesişme noktasını anlatırken şu cümleyle filme başlıyorlardı;

 "Pablo Escobar ölmese, Andres Escobar da ölmeyecekti."…