'Jacks' - Kuğu Denizi Balesi

2011 senesinde çıktılar Priemier Lig’e… 100 yıllık bir kulüp ve yüzüncü yılında çıkıyor Premier Lig’e. Swansea, Britanya adasının batısında yer alan Galler bölgesinin takımı olup, Atlantic Okyanusunun kıyısında bulunan bir liman şehri. 1912'de kurulan kulüp 1920'de İngiltere liglerine katılmıştır. Futbol tarihi 100 yılı bulan şehir kulübü Swansea'nin şehir olması ise 1969'da Charles'in, Galler Prensi olarak atanması sırasında bir şeref olarak verilmiştir.

Jacksler yani Galliler, Galler bölgesinde yaşayan ve ana dilleri Galce olan bir çeşit etnik gruptur. Sanayi Devrimi ile gelişimi ivme kazanmış, bünyesinde işçi sınıfını barındıran ve büyük ağır sanayi istihdamı ile hızla gelişen bir merkez olmuştur. II. Dünya Savaşı ile bu ağır sanayii kuruluşlarının yerle bir olmasından sonra yeniden yapılanma sürecinde şehir post-modern sanayii ye yönelmiş olup, bu durum hizmet sektörüne ağırlık vermelerine sebebiyet vermiştir.

Hizmet sektörüne verdikleri katkılar Britanya'nın eğitim ve sağlık sistemlerinde görülmekte olup ben özellikle İngiltere futboluna verdikleri katkıdan söz edeceğim. Söylemeden geçemeyeceğim bir önemli husus ve hususun ucuna ekleyeceğim bir eleştiri de şudur ki: 100 yıllık bir kulübün, 100. senesinde yani 2011 de İngiltere Premier Ligine çıkmış olması belki ilk başta "beceriksizlik" gibi görünse de bence bunun altındaki "sabrı" görmeyi yeğlemeliyiz. 100 yıllık bir kulübün bugün geldiği nokta ile kimi 50-60 yıldır 1.ligde bulunan kulüplerin ve bu kulüplerin başarı ve başarısızlıklarını yazı ilerledikçe sizlerde kıyaslama imkanı bulacaksınız. Kaldı ki Swansea'de bu günkü haline kolay gelmedi.

2001 yılında Tony Petty kulübü 1£'a satın alıyor ki; o dönem takımın %20'si taraftarındı. Protestolar, yürüyüşler düzenleniyor. Tony Petty "bu karanlık günlerden çıkacağız elbet." diyordu. Kulüp çok zor şartlardan geçmiş stadın yeniden koltuklandırılması, boyasının yapılması ve bu gibi işlerin ücreti sezonluk maç bileti karşılığında ödenmiştir. Kulübün bir geliri yokken giderlerini de yöneticiler kendi ceplerinden karşılamaya başlamıştı. Bunlara kulübün elektrik ve su faturaları da dahil. Kulübün henüz kendi kendini dönüştürebilecek bir kaynağı yoktu. Ortada olan tek şey "fikir"di

2011'de Premier Lig'e çıktılar ve daha öncesinde parlatıp da size anlatabileceğim önemli bir geçmişleri yok. Amiyane tabirle lig ve liglerin marka takımlarından hiç olmadılar. Fakat, 2011 ve sonrası dönem için, yönetim başarıları sebebiyle takip etmeye başladığım bir kulüp olduğunu söyleyebilirim. Bir kulüp için yönetimsel başarı benim gözümde kupa kazanmak veya maç kazanmak değildir. Keza kupa sayısını başarı kriteri olarak alsak Jacksler için söyleyecek bir söz bulamazdık çünkü tarihte kayda değer tek kupaları (ki benim de onları farkettiğim yıl olan) 2013 yılında aldıkları İngiltere Lig kupası olurdu. İşte bu yüzden Finansal tablolar ve başarılı yatırımların, fikir ve farklılık yaratacak nitelik ile desteklenmesi ve tüm bunların somut, elle tutulur gözle görülür, sonucu benim için başarı kıstasıdır. 
2013 yılında iyi futbol oynadıkları için ya da olağanüstü yetenekli futbolcuları olduğu için dikkatimi çekmemişti Swansea. Armalarındaki kuğunun tarihini ve sebebini merak etmiştim. 


Biraz araştırma yaptığımda karşıma Viking dönemlerine ait söylentiler çıkıyor. "Sweyn" adlı bir Viking, şimdilerde adı Swansea Körfezi olan körfezi kullanarak Tawe nehrine sığınır. O dönemde "Sweyns Eye" olarak bilinen bu bölge, bugüne telaffuz şekli değişe değişe Swansea olarak gelmiştir. Bilindiği üzere "Swan" kuğu demektir. Takımın armasındaki kuğu figürü de dolayısıyla bu söylem değişikliğinden kaynaklanmış ve doğal olarak bu hali almıştır.
2011 senesinde EPL'ye çıktığında 32milyon € takım değeri olan Swansea'nin o dönem kadrosunda olan Joe Allen Liverpool'a 15milyon£ karşılığında transfer oldu. Glyfi Sigurdsson, Swansea’ye Hoffenheim dan kiralık olarak gelmişti ve  başarılı oyunu onu Tottenham'a transfer ettirdi. Şimdi yeniden Swans'ların kontratlı futbolcusu ve değeri 12Milyon€. Chelsea'den Swansea'ye bedelsiz gelen Scott Sinclair, lige çıktıkları ilk senenin sonunda Manchester City'e 8 Milyon £'a transfer oldu. Watford'dan 3.5 Milyon£'a aldıkları forvet Danny Graham 2 sene sonra Sunderland'a 5 Milyon£'a transfer oldu.

Swansea, Lig’e çıktıktan sonra mevcut oyuncuları ile orta sıralarda kalabilmeyi başardı. Sattıkları ile finansal durumu zorlanmadı Aksine değerine değer kattı. 2013 senesinde Vitesse'den Wilfried Bony'i aldılar. Bir çoğunuz Swensea'yi Bony ile duymuştur, bir çoğunuz da Bony'i Swensea ile duymuştur. Parlak bir sezon geçirdi. Aynı dönem kadroya katılan Jonjo Shelvey ve Jordi Amat, Bony kadar dikkat çekmedi. Orta sıralarda bulunan bir takım için o dönem Bony transferi riskli gelebilir lakin futbol nasıl takım oyunu ise, yönetmekte aynı şekilde takım işidir. Bu kısa sürede analiz yaptığımda hiç yaş tahtaya bastıklarına şahit olmadım. Bony adeta Swensea'de vitrin yapmıştı. Kulübüne 16 Milyon £ kazandırarak gitmişti.
Bu sene Marsilya'dan bedelsiz aldıkları André Ayew'i yakından takip etmenizi tavsiye ederim. Şahsi fikrimi soracak olursanız Bony'den daha fazla kazandıracaktır Swanlara. Anti parantez her ne kadar Eder'e çok fazla bonservis ödemiş olduklarını düşünsem de onda da zarar etmeyeceklerinden eminim. Nasıl ki Bony Swansea'den ayrılmadan önce "Şimdi ayrılmanın tam sırası" dediyse, Ayew ve Eder için de aynı şartların oluşabileceğini düşünüyorum. Solda Montero, sağda Ayew önlerinde Gomis ile ortada Sigurdsson ile hücüm hattı izlemesi çok keyifli.

 

Şimdi de gelelim Swansların teknik anlamdaki bir diğer uygulamalarına... .." Snoozeboxes"

 

2016 sezonu öncesi kampa girmeden 30 adet tek kişilik kutu odalar yaptırdılar. Yoğun çalışma temposu altında futbolcuların evlerine gidip gelme yükünü üstlerinden almak için böyle bir uygulama başlatıldı. Amaç, aynı anda bir kaç mental doygunluğu sağlamak. Konforu, kolay erişim imkanı ile futbolcunun refahını düşünen ve mental olarak rahatlatan bir uygulama. Bu düşüncemi destekler nitelikte Swansea orta saha oyuncusu Leon Britton da şunları söylüyor: " Antreman alanımız ile evimin arasındaki mesafe yarım saat kadar sürüyor. Şehir trafiği de cabası. Gidip - gelmek beni hayli yoruyordu. Bu süreyi şimdi dinlenerek geçirebiliyorum."

 

Günlük eğitimin 2. aşamasında ülkemiz futbolcularının bir çoğu da araçlarıyla ya evlerine gitmekte ya da çeşitli uğraşlar edinmektedir. Ama bu "otel odaları" diye tabir edilen box'larda günün 2. antrenmanına kadar Fresh-Thinking uygulamak ve bir çeşit ikame etme usulü ile harcayacağımız gereksiz enerjiyi dinlenerek geçirmek pek tabii bana göre de sezon öncesi hazırlık kampı için oldukça faydalı olacaktır.

(Sport Science) Spor Bilim teknolojilerine, (Fresh-Thinking) Taze düşünme Metoduna , istatistik tabanlı eğitim tekniklerine ve bunların gelişimine açık olan Swansea’nin kulübünün tırnakları ile kazıyarak geldiği bu noktayı ve kazandığı ivmeyi izlemekten memnunum. Çünkü Futbolda "İnnovative Thinking" yani yenilikçi düşünce futbolun önünü açmaktadır.

Bu minvalde Spor bilim teknolojileri her geçen gün futbol dünyasını sarmakta ve adeta bir "fabrika" gibi kusursuz, planlı ve sistematik yürüyüşü ile yeni futbol dünyasını karşımıza çıkarmaktadır. Sebep - Sonuçlar kendi kendisine oluşmazlar. Bu yüzden adı sebep ve sonuçtur. Talep bu yönde olduktan sonra ve her daim daha iyisine aç olduktan sonra insanoğlu , sahada değerlerine ve kültürüne sahip olmayı düşünen futbolcu sayısı da her geçen gün azalacaktır. Bunun sonucunda ortaya çıkacak durum tespiti şahsım adına şöyledir: Kültürünü, değerini korumasını futbolcudan bekleme. Kültürüne, değerine sahip çıkacak olan sensin, futbolcular değil. Unutmamak gerek ki futbol sizin ondan anladığınız kadardır ve bu anlayışınız ona neresinden ve nasıl bakacağınız ile ilgilidir.