Ölümle Yaşam Arasında Bir Takım: Napoli

Napoli kulübü ülkemizde popülerliği oldukça yüksek olan kulüplerin başında geliyor. Gerek taraftarı gerekse Maradonalı  yıllar şimdilerde ise Cavanili Napoli ülkemizde sempatisini giderek arttırıyor. Zaten araştırmalara göre İtalya’da 10 kişiden biri Napoli taraftarıymış. Sempati ve popülerlik artarken bunda biraz da bizim tuzumuz bulunsun.

Napoli kulübü İnter ve Lazio gibi dev kulüplerden daha önce 1904 yılında Güney İtalya’da kuruldu. Yüzyılı aşkın süredir var olan Napoli kentinin sürekli kuzeyle arasında ayrımcılık olması ve dışlanması nedeniyle güneyle kuzey arasındaki rekabeti giderek tırmandırıyordu. Ancak yapacak bir şeyleri yoktu. Maradona’nın devrimine kadar düşme potasından kendini kurtarabilme savaşı verdiler. Düşe kalka düşe kalka bugünlere geldiler. 1961 yılında İtalya kupasına uzanmaları herkes için sürpriz olmuştu. Çünkü o dönem Napoli Serie B’de mücadele etmekteydi. O sezonu 2. tamamlayarak hem Serie A’nın yolunu tuttular hem de İtalya kupasının kulpunu. Aslına bakarsak kupada Napoli şanslıymış diyebiliriz. Çeyrek finale kadar ligin üst sıralarını zorlayan takımlardan sadece Roma kalabilmişti. O da ligi 5. bitirmişti. Juve vardı ama o da o sezon hayal kırıklığı yaşıyordu. Ligi sadece düşme hattının 2 takım uzağında bitirdiler. Onun dışında ligde zirveye ulaşan Trapattoni ve baba Maldini’li (Cesare) Milan, ligi 2. tamamlayan İnter kupada çoktan havlu atmıştı. Napoli de 2. Lig'den gelerek mucizeyi yarattı. Gerçi finaldeki rakibi de Serie A'da düşme hattının sadece 4 puan uzağındaydı. Juve’yi eleyen onlardı. İşin ilginç yanı Juve’nin bir önceki sezon şampiyonluğu kucaklayıp, o sezon Altın Top kazanan Omar Sivori’ye sahipken bu durumlara gelmesiydi. Sonra Napoli çıktığı gibi yine düştü sonra yine çıktı sezon 65-66 idi ve Serie A’yı şampiyonun 5 puan gerisinde 2 puanlı sistemde 3. bitirdiler.  Şöyle bakınca Napoli’nin heyecana sürekli açık bir kulüp olduğunu görüyoruz. Düşüyor, çıkıyor, kupa alıyor yine düşüyor, yine çıkıyor ligde zirveyi zorluyor.

İlerleyen sezonlarda şampiyon Milan’ın gerisinde ilk 2’ye girmeyi başarmıştı Napoli. Yıl 1968. Yavaş yavaş üst sıraların gedikli takımı olma yolunda ilerleyen Napoli, diğer sezonda tarihinin 2. şampiyonluğunu yaşadığı Fiorentina’nın 13 puan gerisinde ligi 7. bitirdi. Bir sonraki sezonda ilk şampiyonluğunu yaşayacak olan Sardinya’nın gururu Cagliari’nin bulunduğu zirvede ilk 6’ya girmeyi başardılar.

 

                             

 

75-76 sezonuna kadar 2 ile 9. sıralarda gidip gelen Napoli, bu yıl bir kez daha İtalya kupasını Napoli’ye götürdü. Grup statüsünde oynanan turnuvada ilk gruptan lider çıkan Napoli; Milan, Sampdoria ve Fiorentia’nın bulunduğu gruptan da lider çıktı. Diğer grubun lideri Verona’ya finalde 4 gollük bir hezimet yaşatan Napoli müzeye bir kupa daha koymayı başardı. Kupayı kazandıktan sonra Avrupa’da mücadele eden Napoli o yıl Uefa Kupa Galipleri Kupası'nda yarı finale çıkma başarısı gösterdi.

 

Daha sonra Maradona’nın 13.5 milyar İtalyan liretine tarihin en pahalı transferi olana kadar 3 ila 11. sıra arasında gidip gelen Napoli, artık yepyeni bir çağa ayak basmıştı. Futboluyla İtalya'nın kuzeyinde bulunan büyük ve mağrur kulüplere adeta meydan okumaya başladı.

Maradona’nın Barca’dan transfer olmasında taraftarın onu çok istemesi baş rolde olmasına karşın, Maradona’nın 18’lik delikanlı olduğu Argentinos forması giydiği yıllarda estiği halde 78 Dünya Kupası'na almayan Menotti’nin Barca’nın başına gelmesi ve Maradona’nın o yıllarda yavaş yavaş hayat bulan gece alemine taş koyması Maradona’nın Barca’dan ayrılmasında baş etkenlerden biriydi. Menotti tarz olarak zaten bu şeylere karşı olan enteresan bir adamdı. Devrimci karşıtı, maç boyunca ağzından sigara düşmeyen ilginç tipli bir hocaydı. Tabi en önemli etkenlerden biri belki de en önemlisi de yukarda belirttiğim Napoli kentine ayrımcılık yapılıp fakir bırakılması Diego’nun çocukluğundaki fakirlikle birebir örtüşüyordu.

Diego’nun Napoli’ye geldiği yıl takımda olan tanıdık tek oyuncu 18’lik Ciro Ferrara idi. Onu Juventus’tan tanıyoruz. Takıma bir de dönemin önemli oyuncularından De Napoli katılmıştı. Aslında kimse Diego’dan olağanüstü işler başarmasını beklemiyordu lakin Maradona’nın 86 Dünya Kupası'nı Arjantin’e hediye etmesi Napolililerin göğsünü kabartmıştı. İçlerinde umut olmuştu. Ve Maradona sazı eline alarak Napoli taraftarının özlemle beklediği dönem dönem ucuna kadar geldiği şampiyonluk kupasını havaya kaldırmıştı. Maradona kendi yazdı, kendi yönetti, kendi oynadı ve İtalya’nın güneyinin sesi oldu. Sesi oldu diyorum çünkü Güney İtalya daima dışlanmış ve ilgi görmemiş olduğu çok bariz bir şekilde görünüyordu. Ayrımcılık en yüksek noktadaydı. Maradona o coğrafyaya hayat getirdi. Güneyden şampiyon olan ilk takımdı Napoli. Aynı yıl Napoli 3. ve son kez İtalya kupasını kazandı. Rakiplerini 3'er 5'er atarak eleyen Napoli çok rahat bir şekilde mutlu sona ulaştı. Bu kupa şampiyonluğun adeta kaymağı oldu. Güney İtalya ve özellikle Napoli taraftarından mutlu insan yoktu. Yıl 1986-87.

 

                                                  

 

Bir sonraki yıl taraftar hala kendine bile gelememişken takıma Brezilyalı golcü Careca katıldı. Careca’ya Avrupa’dan bir çok teklif olmasına karşın Maradona var diye Napoli’ye gelmişti. Ancak Milan aynı yıl Baresi’li kadrosuna Van Basten ve Gullit’i ekledi ve efsane Milan kadrosunun temelleri atıldı. Yani demek istediğim o yıl Napoli’nin çok da şansı yoktu. Ama yine de Napoli o yılı Milan’ın ensesinde nefesini hissettirerek zirve yarışını sürdürdü ve 3 puan geride 2. oldu. Tek tutunacak dalı Maradona’nın gol krallığıydı.

Uefa Kupası'na katılma hakkını kazanan Napoli, Atletico Madrid’den Alemao’yu kadrosuna katarak takımdaki omurgayı oluşturmuştu. Savunmada Ferrara, önünde Alemao, Maradona ve ileri uçta Careca’yla birlikte Uefa’da turları birer birer geçerek çeyrek finale kadar geldi. Rakip Altobelli ve M.Laudrup’lu Juventus’tu. İlk maçı Torino’da 2-0 kaybetti Napoli. Zor bir skordu onlar için. Ancak Maradona varsa zor diye bir şey yoktu. İkinci maçta 90 dakikayı 2-0 tamamlayıp maçı uzattılar ve uzatmada bir gol daha bularak işi bitirdiler. Yarı finalde hedef B.Münih’ti. Napoli’de 60 dakikada işi bitirdiler ve 2-0 galip ayrıldılar. Rövanşta ise Careca’nın üstün performansıyla maçı 2-2 bitiren Napoli ilk kez final yüzü gördü. Rakip yine Alman’dı. Klinsmann’lı Stuttgart. Napoli’de oynanan ilk maçta daha dakika 20’yi bulmadan tüm Napoli’nin üzerine kara bulutlar çöktü. Stuttgart deplasmanda öne geçti. Her şey kötü gidiyordu ta ki 68. dakikada Maradona penaltıda sahne alana kadar. Maç böyle mi bitecek avantaj Almanlara mı bırakılacak derken gol makinesi Careca 87. dakikada topu ağlara gönderdi ve Napoli’ye güneş doğdu; 2-1. Rövanşta işler zordu. İçerde ölüp ölüp dirildikleri Stuttgart kendi evinde nasıl maraza çıkartacak bilinmiyordu. Maç başladı bu sefer Napoli dakika 20’yi bulmadan Alemao’yla öne geçti. Klinsmann kısa sürede cevap verdi. İlk yarı bitmeden Maradona’nın içeri doldurduğu topta Ferrara gelişine vurdu skor 2-1 Napoli lehine geldi ve ilk yarı bitti. Kupayı avuçlarına alan Napoli 61’de yine Maradona’nın pasıyla Careca’nın şık aşırtma vuruşuyla 3-1 öne geçmesi Güney İtalya’yı sevince boğdu. Kupayı avuçlarında hisseden Napoli daha sonra 2 gol daha yese de çoktan kupa turuna çıkmıştı bile. Artık Maradona ne derse yapacak İtalyanlar vardı. Adeta ona tapıyorlardı. Burada Tanrı yok Maradona var diyorlardı. İlk Avrupa kupası böylece müzedeki yerini almış oldu.

 

                

 

           

 

 

Uefa Kupası'nı aldıkları sezon içerisinde ligi de dışlamış değillerdi. İnter Zenga, Brehme, Bergomi ve Matthaeus’lu kadrosuyla yarışı açık ara önde bitirse de arkasına Napoli yerleşmişti. Bir sonraki sezon kadroyu koruyan Napoli, bunun üstüne birde Careca’nın yanına Zola’yı getirmişti. Zaten Zola için Napoli, kariyerindeki çıkış için başlangıç noktasıydı. Napoli ve Maradona lig sonunda bir kez daha tarih yazarak Milan'ın ve İnter'in önünde zirveye ulaştı. Maradona o sezonu 16 golle kapattı. 19 gollü Van Basten krallık tacını taktı. O yıl Süper Kupa'yı da müzeye taşıdılar. Napoli şampiyonluğa ulaşınca artık Napoli’nin takımına olağanca bağlı taraftarı  zafer sarhoşuydu. Maradona için neler söylendiği zaten yazmıştım. Onlar tekrar ediyordu. Varsa yoksa Maradona. Bugün bile herkesin diline pelesenk olmuş "Yarın yine borçlarım olacak ama bugün Kral benim’" sözü işte o günlerde söylenmişti. Yıl 1989-90.

O yıl sonunda Maradona’yı Dünya Kupası için milli takıma gönderdi Napoli. Ancak şu var ki organizasyon o sene İtalya’daydı. Napoli taraftarı Maradona’yı yakından izleyecekti. Yine ondan kopamadılar. O vefakar Napoli taraftarı, çileler çeken, cefalar çeken Napoli taraftarı, Roma derbisi için tren kaçıran Napoli taraftarının artık gülme vakti gelmişti. Bunu bekliyordular yıllardır ve Maradona geldiğinden beri başı dik geziyorlardı. O başlar Kuzeye kalkıyordu. Çok anlamlıydı.

Dünya Kupası'nda güneyde Arjantin destekleniyordu. Diğer statlarda desteksiz yoluna devam eden Arjantin’in yarı finaldeki kader maçı İtalya’ydı. Stat ise San Paolo. Yani Napoli. Bir ekol, bir kültürün yeri Napoli’ydi. Maç öncesi Maradona Napoli taraftarından destek istemişti. Napoli taraftarı buna kayıtsız kalamadı ve tüm statlarda ıslıklanan Arjantin marşı bu kez destek görmüştü. Arjantin’in İtalya’yı elediğinde üzülmeyen tek yer Güney İtalya’ydı. Ancak şu var ki bu destek yüzünden Napolililere hainler denildi ve bu hala zaman zaman gün yüzüne çıkmaktadır. Aslında bu destek hor görülmüş bir yerin, kimsenin yanından geçip bakmadığı bir coğrafyanın İtalya’ya tepkisiydi. Tabi anlayana.

                                  

Dünya Kupası'ndan sonraki yıl Maradona’nın  Napoli taraftarının karşılıksız sevgisi ve dolayısıyla Diego’nun yetenekleriyle onlara karşılık vermesiyle içlerinde bir yere gizlenmiş ve unutulmuş olan alkol kullanımı, idmanları kaçırma olayları gün yüzüne çıkmıştı. Doping skandalları, 15 ay futboldan men ve üzeri örtülen seks skandalları falan iyice patlak verince efsanenin artık son Napoli yılına girilmişti. Diego düşüşe geçince paralel olarak Napoli’de giderek düşüyordu. Diego’lu son yıl 8. olabilmişti Napoli. Diego ayrılınca formasını emekli ettiler. O yıl takıma yeni oyuncu olarak Blanc katılmıştı. İlerleyen yıllarda 4. ile 12. sıralarda gidip gelen Napoli nihayete ererek 97-98 sezonunda Serie B’yi boylamıştı. Bu süreçte Cannavaro Napoli ile profesyonel futbol yaşamına ilk adımı atmıştı. Küme düşene kadar kulüpten Fonseca, Di Canio gibi oyuncular geçti. Roberto Ayala Avrupa'ya ilk adımını attı. Küme düşen kadroda da vardı Ayala. Onun dışında Hırvat Asanovic’te vardı. İki yıl alt ligde gezinen Napoli lige çıktığı 2000-2001 sezonunda yani ezeli rakibi Roma’nın şampiyonluğu kutladığı yıl buna daha fazla dayanamayarak hemen geri gitti.

 

Ezeli rekabetten pek fazla söz etmedik. Birkaç kelimede ona değinelim. Roma ile arasındaki rekabete Güneşin Derbisi deniliyor. Yukarıda da yazmıştım Napoli taraftarının tren kaçırdığını. İşte bunu Roma maçı için yapmışlardı. Zaten taraftarın gasptan, saldırıdan adı çıkmış olması bu derbide güvenlik güçlerinin her maç öncesi toplantı üzerine toplantı yapmasına neden oluyordu. Akabinde zaten Napoli kenti suç oranın en yüksek olduğu bölge. Al Capone’un memleketidir hatırlatırım. Olaylar demişken günün birinde savunma bakanı çıkar ; "Bu tür taraftarlara deplasman yasağı yeterli olmaz. Bunlar televizyondan bile futbol izlememeli" demişti.

Serie B yıllarının üzüntüsü bir yana 60.000 kişilik stadın 45.000'inin kombine olması da Napoli taraftarının vefasının bir göstergesiydi o yıllarda. Taraftar vefa gösterse de finansal açıdan kulüp hiç iyiye gitmiyordu. Üç senedir başkanlık yapan televizyon kanalı sahibi Corbelli takımın hisselerinin bir bölümünü alıp yatırım yapsa da hatta umut vermek için ekranlarda net bir şekilde konuşmalar yapsa da takımı lige çıkaramadılar. Dolayısıyla finansal yapı  hiçbir şekilde düzelmedi. Corbelli çare aradı ve uzun uğraşlar sonucu otel sahibi iş adamı Naldi ile anlaşıp diğer hissedar Ferlaino’nun hisselerini aldılar. Yola Naldi ve Corbelli beraber çıktılar. Bu uğraşlar hep Napoli’yi eski günlerine döndürmek, şehre tekrar eski havasını kazandırmak içindi. Ama ne yazık ki Corbelli’nin telemarketing skandalları patlak verince hapse atıldı ve Naldi tek başına kaldı. Yatırım yapacağı parayı Corbelli’nin hisselerini almaya harcadı Naldi. İşler daha da karıştı. Yeni hoca falan getirdiler ama tek başına finansal gücü yetmediği için nafile bir çaba oldu. İçinden çıkılmaz bir durum haline gelen Napoli’nin finansal çöküşü 2004 yılında zirve yaparak 79 milyon Euro ile kulübün iflas ettiği beyan edildi. Kurallara ve düzenlemelere göre artık Serie B'de devam edemezlerdi. Tek alternatif; takımın Serie C'den yeni bir yönetim ve yeni bir finansal güç ile devam etmesiydi. Bu sırada Perugia’nın sahibi Luciano Gaucci ortaya çıktı. Kulübü kurtaracağım diye umut dağıttı durdu. Ancak finansal olarak Lodo Petrucci Law( takımların belli şartlar altında kurtarılması için düzenlenmiş kurallar) 'a yeterli değildi. Satın alacak adam finansal olarak yeterli görülmediği için bu iş de sonuçsuz kaldı. Bu durumu aşmak için umutsuz manevralar yapıldı, panik giderek yayıldı. Taraftarın çilesi bitmedi. Bu sıralarda İtalya Futbol Federasyonu başkanı bu teknik bir sorun ne olursa olsun Napoli Serie B'den düşmelidir dedi.

                      

Buradaki küme düşmenin yanı sıra Napoli kentindeki futbolun soyunun da tükenecek olması herkesi tedirgin ediyordu aslında. Zaten güneyin tek takımıydılar o da giderse futbol kalmayacaktı koca coğrafyada. Politik düzeyde bile tartışılan sonu gelmez fikir çatışmalarına sebep olan bu düşme konusu film yapımcısı De Laurentis’in kahramanca ortaya atılmasıyla yeni bir çehre kazandı. 30 milyonu ortaya koyarak hem takımı kurtardı hem de takımın ismini Napoli Soccer olarak değiştirip ölü toprağını üzerinden atmaya çalıştı. Aslında küme düşme olayı sadece Serie C1 ile sınırlı değildi. Bir ihtimalde C2’ydi. Bunu kapalı kapılar ardındaki görüşmeler sonucu C1'e bağlayıp De Laurentis başkanlığında lige başlandı. Yukarıda bahsettiğim, futbolun tükenmesi konusu aslında amatöre düşme halindeki düşüncelerdi. Amatörden takımı alıp yukarı çıkarmak çok daha zor bir iş. Neyse ki C1’le bu işi çözdüler. Yeni hamleler yapıldı, sportif direktör ve teknik adam değişti, yeni bir devrimin ateşi yakıldı.

 

İlk sezon Play-Off’ta kaybettiyseler de ikinci sezon açık ara yaparak Serie B’ye çıktılar. Taraftar aynı zamanda hem şampiyonluğu hem de takımın isminin geri gelmesiyle yeniden heyecan duygusuyla tanıştı. Sokaklar dolup taşıyor, Maradona zamanındaki ruh geri geliyordu. Bu motivasyonla önüne geleni deviren Napoli Serie A’ya tekrar ayak bastı. Daha ilk sezon İntertoto üzerinden Uefa’ya kalarak aynı geçmişteki gibi küllerinden doğup bir anda zirve yaptılar. Yıllar sonra tekrar Avrupa gördüler. İki sezon önce de tekrar Avrupa biletini cebine koyan Napoli geçen yıl ligi 3. tamamlayarak ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne katılması taraftarın eski kimliğine bürünmesini tam manasıyla sağladı. Ve bu kupada bir de gruptan çıkılınca değmeyin keyiflerine.

De Laurentis’in 7 yılda takımı iflastan alıp doğru hamlelerle, ucuza alıp tavan yaptığı futbolcularla kaydettiği bu aşama takdire şayan. Bir de unutmadan kulübün şuan İtalya'da en çok kazanan 6. kulüp olduğun da not düşelim. Nerden nereye değil mi? Hiç böyle bu kadar adrenalin yaşayan, heyecanın hiç bitmediği, hayatın her rengini gören, duyguların her çeşidine dokunan, ölümle yaşam arasında sürekli gidip gelen başka takım gördünüz mü ?

Yazımız bu kadar. Sonunu güzel bir videoyla yapalım. Maradona 2005’te Napoli’ye gelir. Ve olanlar olur. Tüyleri diken diken olmayan beri gelsin.