Scouse Devinin Tarihi: Liverpool FC – Bölüm 3

Hillsborough’nun yaşandığı 1989 sezonunda Liverpool ligde ikinci olmuştu ve bundan bir sene sonra 79 puan toplayarak yeni bir şampiyonluk kupasını müzeye eklediler. 1990’daki Kenny Dalglish’li şampiyonluk bugüne kadar elde edilen sonuncu lig şampiyonluğudur. King Kenny de zaten istifa etmiştir 1991’de.

Yeni menajer Graeme Souness’dır artık. 1992’de Heysel’in altı senelik men cezasının süresi tükenmiştir ve Liverpool uzun bir aradan sonra yine uluslararası bir arenadadır. UEFA Kupasında. Çeyrek finalde de rakibi bir İtalyan ekibidir; Genoa. İtalyanlar iki maçı da kazanarak Scouse’ları kupa dışı bırakırlar.

 

Artık Liverpool’u başarısız yıllar beklemektedir. Shankly takımını 1962’de Division 1’a çıkardıktan sonra iki şampiyonluk arasındaki en uzun süre altı sene iken, Liverpool’un tam 23 sezondur şampiyonluk sevincini tadamaması bu başarısız yılların en büyük göstergesidir.  Steve McManaman, Jamie Redknapp ve Robbie Fowler gibi yıldızlara sahipti fakat şampiyonluk için yeterli değildi bu oyuncular hiçbir sezonda.

Liverpool’un son inanılmaz sezonu 2004/05’ti hiç şüphesiz. Ligi yine beşincilikle tamamlamıştılar ama başka bir turnuvada harika şeylere şahit olmuştu -sırf Liverpool değil- bütün dünya. Liverpool, Grazer AK’yi ön elemelerde geçerek Monaco, Olympiakos ve La Coruna’yla A Grubuna düşmüştü Şampiyonlar Liginde. Menajer Rafa Benitez’di. Gruptaki beşinci maçında Monaco’ya yenilerek gruptan çıkma şansı azalmıştı Liverpool’un. Son grup maçı Anfield’teydi ve rakip Olympiakos’tu. Yunanlar, Scouseların üç puan önündeydi ve Monaco’nun da iki puanlık üstünlüğü vardı. Monaco hiçbir iddiası olmayan La Coruna’yla karşılaşacaktı ve çok rahat bir şekilde 5-0’la geçmiştiler de. Scouselar ise Olympiakos’a karşı deplasmanda 1-0 yenilmişti ve sadece üç puan almak yetmiyordu kendilerine,  gol averajı maç öncesinden daha iyi olsa dahi. Öncelik iki takım arasında oynanan maçların sonucuydu ve bunun anlamı şuydu: Liverpool’un kazanması şarttı üstelik 2-1’lik veya 3-2 gibi galibiyetler yetmiyordu. Olympiakos’a karşı berbat oynuyordu Kırmızılar. Evinde ilk yarıyı 1-0 geride kapattılar. Golün sahibi Barcelona’daki günlerinden çok iyi tanıdığımız Rivaldo’ydu. İkinci yarıya çok hızlı başlayarak Sinama-Pongolle’la eşitlik sağlandı. Bitime on dakika kala da Neil Mellor’un golüyle 2-1 öne geçmişti Liverpool ama Monaco’nun da üç puanı alacağı kesindi ve daha önce dediğim gibi bu skor Kırmızılar’a yaramıyordu. Olympiakos’un deplasman golü vardı çünkü. Bir gol daha gerekiyordu kısacası Liverpool’a. Dakika 86’yı gösterirken kaptan Steven Gerrard uzaklardan bir füze gönderir ve Nikopolidis’i mağlup eder. O muazzam gol sayesinde Liverpool gruptan çıkar.

Liverpool çok şanslıydı. İkinci turda Leverkusen’i rahat geçerek çeyrek finale kaldılar. Çeyrek finalde Juventus’la eşleştiler. Bundan yirmi sene önce 39 taraftarının canını aldığı takımla. İlk maç Anfield’teydi. Alessandro Del Piero karşılaşmadan önce ‘‘Umarım Liverpool’daki maçla birlikte o acı olayı geçmişte bırakırız.’’ demecini vermişti. Liverpool’da açık aralarını düzeltme çabasındaydı. Anfield’de maç başlamadan önce devasa bir koreografi vardı. ‘‘Dostluk’’ sözcüğünün İtalyancası (‘‘Amicizia’’) yazıyordu.

 

Mücadeleden 2-1’lik galibiyetle ayrıldı Liverpool ve deplasmanda 0-0 berabere kalarak yarı finale yükseldiler. Mourinho’nun Chelsea’si rakipleriydi. Delle Alpi’de olduğu gibi Stamford Bridge’den de golsüz beraberlikle ayrıldı Benitez’in öğrencileri. Ev sahibi Anfield’de Luis Garcia’nın müthiş golüyle kazanarak finale yükselmeyi başardı.

İstanbul’da AC Milan’a karşı savaşacaktılar. 25 Mayıs 2005 günüydü. Olimpiyat Stadında yaklaşık 70.000 kişi heyecanla maçı beklemekteydi. Liverpool’un ilk 11’i şuydu: Dudek, Finnan, Carragher, Hyypiä, Traore, Kewell, Xabi Alonso, Gerrard, Riise, Luis Garcia ve Baros. Milan’ın 11’i ise bir yıldızlar topluluğuydu: Dida, Cafu, Nesta, Stam, Maldini, Gattuso, Pirlo, Seedorf, Kaka, Shevchenko ve Crespo.

Ve büyük finalde ilk düdük çalınmıştı. Henüz birinci dakikada Pirlo’nun frikiğinde Maldini güzel bir voleyle Milan’ı öne geçirdi. Bir Şampiyonlar Ligi finalinde atılan en erken goldü. Kewell 23. Dakikada sakatlandı ve yerini Smicer’a bırakmak zorunda kaldı. 39. dakikada az adamla yakalandı Liverpool savunması ve Crespo farkı 2’ye çıkardı. Milan domine ediyordu ve rahat kazanacak gibi görünüyordu. Beş dakika sonra yine Crespo ustaca bir son vuruşla durumu 3-0’a taşıdı.

İlk yarı sonucu belli olmuştu: AC Milan 3-0 Liverpool FC. Her şey kâbus gibiydi Scouselar için. Yine de taraftarlar göz yaşlarıyla birlikte Shankly’nin mirası olan ‘‘You’ll never walk alone’’ ‘u söylemeye devam ediyordu. Steve Finnan yerini Didi Hamann’a bıraktı ikinci yarının başında. Aynı Anfield’de oynanan Olympiakos maçında ki gibi hızlı başladı Liverpool. Riise’nin ortasında kaptan Gerrard güzel bir kafa vuruşuyla Dida’yı çaresiz bıraktı ve fark ikiye indi. Dakika 54’ü gösteriyordu. Üzerinden fazla süre geçmeden Hamann’ın pasında oyuna sakatlanan Kewell’ın yerine giren Smicer uzaklardan şansını denedi ve top yine tam köşeye gitti. 57. dakikada 3-2 olmuştu durum. İtalyan ekip neye uğradığına şaşırmıştı. Kırmızılar hırslıydı. Bundan tam iki dakika sonra ceza sahasında Gerrard, Gattuso tarafından yere düşürüldü ve hakem penaltıyı verdi. Xabi Alonso topun başındaydı. Dakika 60’u gösteriyordu. Liverpool yedi dakika içinde 3-0’dan maçı 3-3’e getirme imkanına sahipti. Xabi Alonso vurdu ve Dida ilk pozisyonda başarılıydı fakat dönen topu Alonso filelerle buluşturunca kıyamet koptu İstanbul’da. İnanılmaz bir sevinç vardı.

Bu golden sonra pek fazla pozisyon olmayınca ikinci yarının son düdüğü gelmişti. Uzatmalarda yine Milan üstün taraftı. Shevchenko bir gol fırsatında iki defa şut şansı bulmuştu ama Dudek kalesinde devleşmişti. Uzatmalarda da golü bulamayınca her iki takım final penaltılara gitmişti. Penaltı atışları sonrası gülen taraf 3-0’dan gelip skoru 3-3’e getiren Benitez’in öğrencileriydi. Liverpoollu topçular üç penaltıyı gole çevirmişti ve Dudek kalesinde yalnızca iki tane gol gördü atışlarda. Penaltıları golle sonuçlandıran üç oyuncu da (Hamann, Cisse, Smicer) oyuna sonradan dahil edilmişlerdi. Ve gole dönüştürdükleri penaltılar sayesinde Liverpool beşinci kez Avrupa’nın en büyüğü olmuştu.

 

Liverpool’un dünya futbolundaki büyüklüğünü göz önüne sermek amacıyla en önemli başarılarını tekrar belirteyim: 5 Şampiyonlar Ligi, 3 UEFA Kupası, 18 Premier Lig ve 7 FA Cup şampiyonluğu. Son dönemde birçok sezonu kupasız kapamasına rağmen hâlâ Manchester United’la birlikte İngiltere’nin en başarılı takımı olması geçmişteki büyük üstünlüğünün bir göstergesidir.