Scouse Devinin Tarihi: Liverpool FC – Bölüm 2

Liverpool, Shankly’den sonra berbat bir  sezon dahi geçirmedi. İstifa ettiğinde halk çok üzgündü. Bob Paisley’le birlikte tarihteki en başarılı yılların geleceğinden bihaberdiler çünkü. Liverpool şehrindeki bazı işçiler greve girip Shankly’nin dönüşünü talep edecek kadar ileri gittiler. Sene 1974’tü. Taraftar Liverpool’un ne yapacağını görmeyi iple çekiyordu. Bob Paisley, Shankly’nin yardımcısıydı ve beklenmedik bir anda bütün sorumluluk kendisinde oldu. Bütün hayatını Liverpool’a adamış bir adamdı Paisley. Aktif futbol yaşantısında Liverpool’dan başka bir takım için sahaya çıkmamış, kulüpte daha önce  fizyoterapistlik yapmıştı ve yedek takımda da antrenörlük tecrübesi edinmişti. 

Bob’un Liverpool’da menajer olarak geçirdiği dokuz sezonun ilki en ‘‘kötü’’ geçeni oldu. FA Cup’a, League Cup’a ve Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına çok erken veda etti.  Herkes şampiyonluk beklerken, takım sezonu ikinci sırada tamamladı. Lig başlamadan bir hafta önce FA Charity Shield’i (İngiltere Süper Kupası) kazansa da pek tatmin edici bir yıl yaşamamıştı Paisley. Leeds’i penaltılar sonucu yenerek Charity Shield’i alabilmesini de Shankly’ye borçluydu çünkü son senesinde FA Cup’u kazanan kendisiydi.

Paisley bundan sonra menajerlik için doğru adam olup olmadığı tartışmalarına son verecekti. İkinci senesinden itibaren birçok başarı elde etti. Başka bir deyişle kupaya doymadı. Liverpool camiasının rüya gibi senelere tanık olmasına vesileydi. Galibiyete iki puan verilen sistemde ligi Queens Park Rangers’in bir puan önünde bitirerek ilk şampiyonluğunu yaşadı. Takımın hücum gücü de çok yüksekti fakat defansı emsalsiz kalitedeydi. Kale Ray Clemence’a emanetti ve defansta da Phil Neal, Emlyn Hughes ve Tommy Smith çok iyi işler çıkarıyordu. Diğer önemli oyunculardan bazılarını saymak gerekirse Ray Kennedy, Steve Heighway, John Toshack ve Kevin Keegan’i es geçmemek lâzım. Rekor oyuncu İan Callaghan zaten senelerdir takımın vazgeçilmeziydi. İlk 11’deki herkes bir yıldızdı.

UEFA Kupasında Kırmızılar esti yıldızlarıyla. İki maçtan oluşan finalde Ernst Happel’in Brugge’sini devirerek UEFA Kupasını ikinci kez müzeye götürdüler. Altın dönemin ilk sezonu 1975/76’ydı. 1976/77 sezonuysa daha da güzel geçti. Takım hem şampiyonluğun, hem de Şampiyon Kulüpler Kupasının sahibi oldu. Finalde Gladbach’a şans tanımadı Paisley’nin ekibi. Liverpool artık dünya futbolunu domine edecekti. Taraftarlardan daha sonra ‘‘King Kenny’’ lakâbını alan Dalglish’i renklerine katarak güçlendi Liverpool. Kenny Dalglish, Hamburg’a satılan Kevin Keegan’in yerini doldurması için satın alınmıştı. 1978’de yine bir Paisley-Happel finali vardı. Bu sefer UEFA Kupasını kazanmak için değil, Avrupa’nın en büyüğü olmak için karşılaşıyordu Liverpool ile Brugge. Liverpool geçen sene kazanmıştı o kupayı ve tekrar finaldeydi.

Celtic’ten gelen Kenny Dalglish maçtaki tek golü attı ve Kırmızılar ikinci kez üst üste Avrupa’nın en büyüğü olmanın mutluluğundaydı. Lâkin daha çok başarı peşindeydi Paisley. 1981’de Şampiyon Kulüpler Kupasını finalde kral takım Real Madrid’i mağlup ederek üçüncü kez kazanan ilk ve tek menajer oldu. Bu rekoruna üzerinden 30 yıl da geçse henüz kimse ortak olamadı.

Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupalarıyla Bob Paisley

 

 

1981’de takım çok başarılı da olsa Eylül’ün 29’unda Liverpool halkı gözyaşlarını zapt edemedi. Bill Shankly son nefesini vermişti. Şehrin tanrılaştırdığı Shankly’nin ölüm haberi sadece Liverpool’u ağlatmamıştı. Manchester United’in hocası Sir Matt Busby de hiçbir telefona cevap veremeyecek kadar üzülmüştü. Shankly’nin ölümünden sonra Bob Paisley 1981/82 ve 1982/83 sezonlarında da şampiyonluk yaşadı ve istifa etti. Liverpool için yaratılmış bu adam dokuz senede yirmi kupa kazandı. Bunlardan 6’sı şampiyonluk, 3’ü  Şampiyon Kulüpler Kupası ve biri de UEFA Kupasıydı. Kupasız tek yıl geçirmedi Liverpool’da. Başarılarında FA Cup dışında kazanabileceği her kupa mevcut.

Artık Scouseları Joe Fagan çalıştıracaktı. Liverpool tarihindeki en önemli iki menajer de görevini bırakmıştı ama altın dönem devam ediyordu. Liverpool enerjisinden ve dinamizminden hiçbir şey kaybetmemişti. Aksi takdirde zaten Joe Fagan kulüp başarılarına şampiyonluk ekleyemezdi. Ya da takıma yeni katılan Galli santrafor İan Rush senelerce gol atamaz ve Liverpool tarihinin en golcü futbolcusu olamazdı. Veya 1984’te Kırmızılar, Roma’yı evinde yenerek dördüncü Şampiyon Kulüpler Kupasının sevincini tadamazdı.

Liverpool 1985’te de finale kaldı ama Mayıs ayının 29’unda, Juventus’a karşı oynanan maçta futbol arka planda, insan hayatı ise ön plandaydı. Belçika’nın  Brüksel şehrindeki Heysel stadında futbolun belki de en acı olayı yaşanmıştı. Maça bir saat kala, kale arkasındaki İngiliz holiganlar sağ taraflarında bulunan Juventuslu futbolseverlerine saldırmaya başlamıştılar. İtalyanlar köşeye kaçtı ve büyük bir panik yaşandı. Liverpoollu holiganların saldırabilme nedeni seyircilerin aralarında güvenlik  bariyerinin  ve polisin olmamasıydı. İtalyanların kaçacak yeri kalmayınca köşeye sıkışırlar ve oradaki eskimiş tribün duvarı çöker. Sonuç çok üzücüdür: 39 ölü ve en az 600 yaralı. Ölenlerin çoğu İtalyandı. 44 yaşındaki babasıyla birlikte hayata gözlerini yuman Andrea Casula (11 yaşında) bunların en genciydi.

Köşeye sıkıştırılan İtalyan seyirciler

 

 

Finale yükseldiğine pişman oldu Liverpool. Bu facia sırf Liverpool için değil, İngiliz futbolu için genel anlamda olumsuz bir gelişmeydi. İngiliz kulüpleri beş seneliğine, Liverpool ise altı seneliğine Avrupa kupalarından men edildi. Maça geçecek olursak, hakem finali bir saat ve 27 dakika geç başlatmak zorunda kalsa da yaşananlardan sonra iki takım da konsantrasyonunu pek futbola verememişti. Maçta gülen taraf Platini’nin penaltıdan kaydettiği golle Juventus olmuştu.

Liverpool 1985/86 sezonundan itibaren lige odaklanmak zorundaydı. Joe Fagan görevinden istifa etmişti ama hem forvet, hem de menajer olan King Kenny sayesinde başarılı günleri devam ediyordu Kırmızıların. Bir sene şampiyon, bir sene ikinci oluyordular.1987’de liman kentinden ayrılan İan Rush’un yeni adresi Juventus’tu. Çok ilginç bir transferdi. Bu transfer, Heysel faciasından sonra Liverpool’un arayı düzeltmek için bir hediyesi olduğu söyleniyor ama bu görüş pek mantıklı durmuyor. Sonuçta 3,2 Milyon £’luk bir rakam var ortada. Ruud Gullit’in 6 Milyon £ karşılığı Milan’a gitmesi o zamanın rekor transferiyken 3,2 için hediye demek yanlış olur kanımca. İan Rush İtalya’da mutlu olamaz ve bir sezon sonra tekrar eski kulübüne döner. Liverpool, John Aldridge ve İan Rush’la iki tane gerçek gol makinesine sahipti. Dalglish ise futbolu bırakmış ama menajerliğini sürdürüyordu. Rush’un dönüşüyle güzel bir sezon geçiriyordu Liverpool 1988/89’da. Aldridge’in Wimbledon’a attığı iki golle FA Charity Shield’i kazanmıştılar sene başında ve ligde de her şey yolunda gidiyordu. League Cup’tan erken elenmiş olsa da FA Cup’ta durumu iyiydi. Bir yandan da aslında iyi değildi. ‘‘Keşke önceki maçların birinde elenseydik de olmasaydı tüm bunlar’’ dedirten bir olay geldi yine Liverpool’un başına.

Heysel’e benzeyen ama daha çok cana kıyan bir olay. Hillsborough faciası. Günlerden 14 Nisan 1989’du. FA Cup yarı finalinde Liverpool’un rakibi Nottingham Forest’ti. Mücadele Sheffield Wednesday’ın Hillsborough Stadında yapılacaktı. Tribünler tıklım tıklım doluydu. Ve maçın ilk düdüğü vaktinde çalınmıştı. Heysel’deki gibi ölümlerden bir buçuk saat sonra değil. Stadyuma giremeyen çok sayıda Liverpool taraftarı vardı. Güvenlik görevlileri o binlerce taraftarı da stada soktu. Sokulmalarının sonu felakete yol açtı. Biletli taraftarlar arkadan gelen baskı üzerine saha kenarındaki tel örgülerde hayatını kaybetti. Öndeki taraftarların ezildiğini bilmiyordu bastıranlar ve müsabakada altıncı dakika oynanıyordu. Taraftarlar hayatını kurtarmak için kafeslere tırmanmaya başladı veyahut kafesleri delerek o delikten sahaya girme çabasındaydı. Feryatlarla sahaya hücum eden insanları gören hakem maçı anca durdurur daha doğrusu iptal eder. Hillsborough faciasında 96 Liverpool sevdalısı yaşama gözlerini yumdu ve 750’den fazla insan da yaralanmıştı. Şu an ki Liverpool kaptanı Steven Gerrard’ın kuzeni Jon-Paul Gilhooley can verenlerin en genciydi. 10 yaşındaydı.

Hillsborough’daki can pazarı

 

 

Ertelenen maçı daha sonra Old Trafford’de yapıldı ve Liverpool 3-1 kazandı. Finalde de Everton’u uzatmalar sonucu 3-2 mağlup edip FA Cup’u kazanmasını bildi Kırmızılar. Hillsborough faciasından sonra İngiltere’de artık maçlar oturarak izlenecekti. Tam beş sene sonra 1994’ün Mayıs ayında, Bill Shankly’yle ve ‘‘You’ll never walk alone’’ (Asla yalnız yürümeyeceksin(iz)) şarkısıyla efsaneleşen Kop tribünün sonunun nedeni de Hillsborough’du. You’ll never walk alone demişken; liman kentindeki en meşhur söz, faciadan sonra 1992’de Liverpool armasının bir parçası oldu. Armanın sağındaki ve solundaki ateş de faciadaki kurbanların anısına eklenmiştir.

Armada batıya bakan ‘‘Liverbird’’ (Liver kuşu) ise kartal ile karabatak birleşimi bir mitolojik kuştur. 13. yüzyılda Kral John döneminde Liverpool şehir statüsünü almış. Liver kuşu da belgedeki balmumunun üzerine basıldığından beri şehrin geleneksel bir sembolü olmuştur.

 

Scouse Devinin Tarihi: Liverpool FC – Bölüm 1