Bombanın fitili 2001 yılında düzenlenen Dünya Gençler futbol şampiyonasında ateşlenmişti.20 yaşındaki  Arjantinli bir bücür turnuvada 11 gol atarak bireysel rekor kırıp aynı zamanda ülkesini turnuvada şampiyonluğa taşıyordu.Bu performansının ardından Real Madrid, Milan, İnter, Lazio, Juventus ve Barcelona gibi kulüpler bu çocuğun peşine düşmüştü.

Daniel Passarella 174 cm boyuyla bir defans oyuncusu için hiç de uzun sayılmazdı. Kule gibi savunma oyuncularını düşününce kısa olarak bile tanımlanabilirdi. Buna rağmen çok az sayıda savunma oyuncusu hava toplarına onun kadar hakimdi.

Hem oynadığı kulüplerde, hem de milli takımda kornerden veya serbest vuruşlardan gelen toplarda onlarca kafa golü attı. Hakimiyet sadece havada değil sahanın her yerindeydi. Belki de bu sayede genç yaşında kaptan oldu ve ‘’El Grand Capitan’’ yani büyük kaptan lakabını aldı.

Arjantin futbolundan bahsedildiği zaman şüphesiz Boca Juniors - River Plate rekabetinden bahsetmeden meramımızı anlatmamız mümkün olmaz. Bu yazı esasında bir Boca Juniors güzellemesidir ama River Plate olmadan Boca Juniors'u anlatamayız.

Futbol tarihine ‘’tanrının eli’’ tanımlamasını getiren maç 1986 Dünya Kupası çeyrek finalinde yaşandı. Arjantin ile İngiltere Mexico City’nin efsanevi Azteca stadında yarı finale kalabilme mücadelesi için karşı karşıya geldiler. Falkland adaları savaşı hala hafızalardaydı ve karşılaşma 1966 finallerindeki İngiltere-Arjantin maçının rövanşı şeklinde algılanıyordu.  Ancak 20 yıl öncesine göre bir fark vardı o da Arjantin’de Diego Maradona adında bir futbol dehasının sahada oluşuydu. İngilizlerde ise Everton’dan Barcelona’ya transfer olan Lineker grup maçlarında hat-trick yaparak göz dolduruyordu.

8 Temmuz 1990. Bu tarih kimilerinin doğum tarihi, evlilik tarihi, ilk tanışmalarının tarihi veya acı hatıraların yaşandığı bir  tarih olabilir. Bu tarih Maradona’nın gözyaşlarını görmemize sebep olan tarih. 1986 Dünya Kupası şampiyonu Arjantin, 1990’da da iddalıydı. Nasıl olmasın hem son Dünya Kupası’nın şampiyonuydu hem de o dönemlerin en iyi futbolcusu Maradona ise kaptanlarıydı.

Dünya Kupası’ndaki final maçları içerisinde 1978’de Arjantin-Hollanda mücadelesinin ayrı bir yeri var. Belki futbol olarak çok üst düzey bir karşılaşma olmadı ama Arjantin’in başkenti hırs ve mücadele açısından unutulmaz bir maça ev sahipliği yaptı. Üst üste ikinci finalini oynayan Hollanda ev sahibi ülke karşısında kağıt üzerinde favori olan taraftı. Maç öncesi takımlar tünelden görüldüğünde stattaki 70.000’den fazla taraftar konfetiler ve hazırlanan pankartlarla muhteşem bir atmosfer yarattı.

12 Haziran 2002 günü gözler Miyagi’de İsveç-Arjantin grup maçındaydı. Nedeni ise Arjantin’in muhtemel elenme durumuydu. Son maçlar öncesinde İsveç’in  4, Arjantin’in ise 3 puanı vardı. Gruptaki diğer takım İngiltere de 4 puana sahipti. Bu da demek oluyordu ki Tangocuların mutlak 3 puanı alıp İngiltere’nin maç sonucuna bakmadan tabiri caiz ise: kendi ipini kendi kesmesi gerekiyordu. Acaba Tangocular elenecek mi soruları altında mücadele başlamıştı.

1998 Dünya Kupası. Hollanda ile Arjantin 78 finalinin rövanşından sonra ilk kez karşı karşıya gelmişti. 1-1 devam eden maçta 89'da Frank De Boer'un 50 metrelik mükemmel pasını muhteşem top kontrolüyle yumuşatıp Ayala'yı oyundan düşüren Bergkamp'ın atacağı bu gol onun son turnuva golü olacaktı. Euro 2000'de gol bulamayan Bergkamp, 2002'de hala özlemini çektiğimiz kadrosuyla iyi performans göstererek Arsenal'i Premier Lig şampiyonluğuna ulaştırmıştı ancak Dünya Kupasına katılamayan Hollanda'nın sadece sezonu iyi geçiren bir oyuncusu olacaktı. Yani attığı bu gol onun kapanışı olacaktı ama beynimizin unutulmazlar bölümüne de yelken açacaktı.

Parana nehri kıyısında Arjantin’e hayat veren bir şehrin en nadide, en ulaşılmaz ve en çok kıskanılan takımı Rosario Central. Messi’nin doğduğu, "El Matador" Kempes’in efsane olduğu, kimileri için en önemlisi Che Guevara’nın hem doğum yeri hem de tuttuğu takımdır Rosario Central. Benim içinse bir çok yönüyle Trabzonspor’a benzettiğim bir efsane.

Binlerce yıllık tarih kitapları karıştırılacak olunursa, birçok tarihi olayın gerçeğine ulaşmak, aslını görmek mümkün olabilir. Tarihin, geçmişin gizemini aydınlatması, medeniyeti bize tanıtması kadar heyecan verici olan, bu tarihi olayların içindeki efsane kişileri bize anlatmasıdır. Bu öyle bir heyecandır ki, dilden dile anlatılır, kuşaktan kuşağa geçer. Her toplumun simgeleştirdiği insanlar ölümsüzleşirler insanların dillerinde. Futbol efsaneleri ise çok daha renkli sayfalarıdır bu bütünün.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 2