"Çok şanslıyım neredeyse sakat kalıyordum. Beni Tanrı kurtardı.’’

Bu sözler Kaka’ya ait. 2000 yılında kafasını yüzme havuzunun tabanına çarpmış ve omurgasını çatlatmıştı. Futbol oynaması zor gözüküyordu fakat o azmiyle tekrardan yeşil sahalara muhteşem bir dönüş yapmıştı. Aslında bu kazayı geçirmeden önce Avrupa’ya gelebilirdi Kaka. Arsene Wenger, Sao Paolo’nun 17 yaş altı takımını seyrederken nedense Kaka dikkatini hiç çekmemişti. Genç Kaka Mr. Wenger’in dikkatini çekebilmiş olsaydı kim bilir o kazayı yaşamayacak ve bambaşka bir Avrupa kariyerine sahip olacaktı.

Napoli kulübü ülkemizde popülerliği oldukça yüksek olan kulüplerin başında geliyor. Gerek taraftarı gerekse Maradonalı  yıllar şimdilerde ise Cavanili Napoli ülkemizde sempatisini giderek arttırıyor. Zaten araştırmalara göre İtalya’da 10 kişiden biri Napoli taraftarıymış. Sempati ve popülerlik artarken bunda biraz da bizim tuzumuz bulunsun.

Futbol tarihinde pek çok efsane oyuncu vardır. O oyuncular kulüp ve taraftarlar için çok önemlidir. Öyle ki o oyuncunun adı doğan çocuklara isim olarak verilir. Ben sizlere bu efsanelerden biri olan Francesco Totti'yi anlatmaya çalışacağım.

1982 Dünya Kupası’nda ilk kez 24 takım mücadele etti. İlk olarak 4’er takımlı 6 grup oluşturulurken her grubun ilk iki sırasını alan ülkeler ikinci turda 3’erli 4 gruba ayrıldı. Grup liderleri yarı finale yükselerek yoluna devam edecekti ve İtalya ile Brezilya aynı grupta yer alıyordu. İki takım Barcelona’da karşı karşıya geldiğinde Brezilya’ya beraberlik yeterli olacak İtalya ise ancak galibiyet halinde yarı finale yükselebilecekti. Enzo Bearzot’un ekibi İtalya’nın karşısında Tele Santana’nın Brezilyası vardı.

Juventus…

İtalya ve Dünya futbolunun en köklü kulüplerinden biri…Kulüp tarihi, başarıları, efsaneleri vb. konulara bu yazıda girmeye gerek görmüyorum. Zaten ortalama bir futbol izleyicisi Juve hakkında epeyce şey biliyordur. Ancak küçük bir not vermemde bir sakınca yoktur sanırım.

 

"Zebralar Uefa’nın düzenlemiş olduğu organizasyonların tümünde şampiyonluk yaşamış olan dünyadaki tek takımdır" Bugüne kadar Seri A'da 28 (Federasyonun kayıtlarında 27) şampiyonluğu bulunan Juve için tarih 2006 öncesi ve 2006 sonrası şeklinde ikiye ayrılıyor gibi ve hikaye de burada başlıyor…

3 Temmuz 2011’den günümüze 2,5 yılı aşan gibi bir süre geçti, 3.yılına doğru da hızla ilerliyor. Ne adalet sağlanabildi ne huzur. Şike yaptıkları defalarca kanıtlananlar, hiç utanmadan ülke futbolunun balgamı olmayı sürdürüyorlar. Ancak bu yazının konusu 3 Temmuz’u irdelemek değil. Yazımın konusu 2006 yılında İtalya’da patlak veren şike skandalıyla ( Calciopoli),  bizim şike skandalımız arasındaki benzerlikler.

Şike olaylarının gidişyönünde,  yapılacak işler dünyanın her yerinde neredeyse aynıdır. Sadece isimler farklıdır. Gelin, İtalya’da patlak veren şike skandalına bir bakalım ve ülkemizden bu işlerin nerdeyse aynısını yapanları bir hatırlayalım

Doksanlı yılların ortaları benim için ufaktan ufaktan futbola ısındığım yıllardı. O zamanlar daha sokak futbolu ölmediğinden iki taşı bir araya getirip kale yaptık mı futbol oynardık. Arkadaşlarımın içinde benim gibi bir iki arkadaş sadece oynamayı değil izleyip araştırmayı da sevdiği için güzel futbol sohbetleri yapardık. Sohbet diyorum ama 9-10 yaşlarındaki çocuğun konuşabileceği kadar işte.

1970 Dünya Kupası finalinin önemi diğer finallere göre daha farklıydı, çünkü kazanan takımın Jules Rimet kupasının ebediyen sahibi olacaktı. Fifa daha önce aldığı karara göre üç kez Dünya şampiyonu olan ülkeye kupayı müzesinde sonsuza kadar saklama hakkı vermişti.

23 sene öncesiydi. Müthiş jenerasyon ilk adımını atmıştı. İtalya’nın savunmadaki ünü tüm dünyada bilinir, savunma onlardan sorulur denirdi. Çünkü İtalyan savunma sanayinin tüm silahlarını kullanabilecek kapasiteye sahip oyuncular yetiştirdiler. Ama gel gelelim İtalyan kulüplerini ve milli takımı taşıyan o müthiş yılların jenerasyonu bitti sayılır. Artık son dönemleri yaşanıyor. Kulüpler artık oyuncu çıkaramıyor.