2002 | Güneş'in Öğrencileri & Beyaz Büyücünün Öğrencileri

2002 Dünya Kupası’nın en heyecan verici maçlarından birine sahne oldu Osaka’nın Nagai stadı. Turnuvanın iki sürpriz ekibi çeyrek finalde karşı karşıya gelecekti. Fransız teknik direktör Bruno Metsu yönetimindeki Senegal ilk kez katıldığı Dünya Kupası’nda çeyrek finale kadar yükselmişti. El Hadji Diouf’un en dikkat çekici yıldızı olduğu takım 1990’da çeyrek finale çıkan Kamerun’un derecesini geliştirmek ve yarı finale çıkmak istiyordu. Öte yandan Türkiye ise 48 yıl aradan sonra katıldığı turnuvada ilkleri gerçekleştirerek yarı finale çıkmak istiyordu. Şenol Güneş maça :Rüştü, Fatih, Alpay, Bülent, Ergün, Ümit Davala, Tugay, Emre Belözoğlu, Yıldıray, Hasan Şaş ve Hakan Şükür ilk on biriyle çıkmıştı. Bruno Metsu ise sahaya: Tony Sylva, Coly, Diatta, Papa Diop, Omar Daf, Bouba Diop, Alou Cisse, Salif Diao, Henri Camara, Diouf ve Fadiga dizilişle çıkmıştı.

Karşılaşmaya Senegal iyi başlarken Türkiye 25.dakikadan itibaren oyuna ağırlığını koydu. Türk milli takımı finallerde mücadele ettiği maçlar içinde en çok gol pozisyonuna bu maçta girdi. Özellikle Hakan Şükür ve Hasan Şaş ile gole yaklaşan milliler ikinci yarıda sahanın tek hakimiydi. Normal süre golsüz berabere sona erdi ve uzatmalara geçildi. 2002 Dünya Kupası’nda altın gol kuralı geçerliydi yani golü atan yarı finale yelken açacaktı. Dakikalar 94’ü gösteriyordu. Rüştü topu eliyle Arif Erdem’in önüne attı, Arif karşısındaki Senegalli oyuncunun sağından topu atıp solundan geçti, rakibinin müdahalesine rağmen sağdan bindiren Ümit Davala’ya topu aktardı. Ümit sağ taraftan sürdüğü topu ceza sahası içine gönderdi ve İlhan Mansız öyle herkesin kolay kolay atamayacağı bir şekilde topu filelere gönderdi. Evet Türkiye yarı finaldeydi. Şenol Güneş gelen golden sonraki gol sevinci unutulmazdı. Havaya zıplayıp Ünal hocaya sarılması ve koşarak futbolcularının yanına gitmesi eminim hepimizin tüylerini diken diken etmiştir. Maçı anlatan Yalçın Çetin ve Ömer Üründül’ün sevinçlerini de unutmamak gerekir.

 

 

Karşılaşma sonrası Platini “Türkiye ayakta alkışlanacak bir takım, mükemmel futboluyla tribünlere zevk veriyor” dedi. Turnuvanın flaş ekibi Senegal alkışlar arasında evine dönerken Türkiye yarı finalde Brezilya’ya yenildi ve sonrasında Güney Kore’yi yenerek turnuvayı üçüncü sırada tamamladı. Turnuva’nın devamında ve sonrasında Dünya Kupası şampiyonluklarına alışık(!) Türk medyasının ve basınının bazı kalemleri kabul edersiniz ki bu başarıyı da beğenmediler. Önce işe Şenol Güneş’i n saçı ve kıyafetiyle başladılar, sonra taktiğini eleştirdiler, Kosta Rika maçından sonra ellerinde balta hazır bir şekilde kelle almak için sırada beklediler. Ama istedikleri şey olmadı takım üçüncü oldu. Takacak bir kulp aranıyordu ve buldular da. Avrupalı takım karşımıza çıkmamış. Bizde kontra atakla şu soruyu soruyoruz: O turnuvada sağlam kalan kaç tane Avrupa ülkesi vardı? Hollanda turnuvaya gelememişti, Fransa gruplarda elendi, İspanya ve İtalya Güney Kore’ye elenirken, İngiltere çeyrek finalde Brezilya’ya elenmiş, Portekiz ise gruplarda takılarak Avrupa kıtasının hayal kırıklığı yaratan takımlarına eklenmişti. Sadece Almanya beklenmeyen bir şekilde finale çıkmıştı. Sonra İlhan neden ilk on bir oynatılmadı belki finale çıkardık eleştirileri geldi. Başarıyı kutlayamayan, sevinemeyen bir akbaba grubuydu bunlar. Yıl 2014 bu kafalar hala aktif ve biz o tarihten bu yana hiçbir Dünya Kupası’na gidemedik.

 

Unutmadan konuyla alakası yok ama bu grup 2004 Yunanistan’ın Avrupa Şampiyonluğunu da beğenmeyen bir kafa. Defans oynayarak kupa mı kazanılır? Şans çok yanlarındaydı… (2 kez Portekiz’i, Fransa’yı ve o zamanın harika jenerasyonu Çek takımını sırayla yenmeyi şans olarak adlandırabilir miyiz? ) Neyse konumuza dönersek Şenol Güneş’in öğrencileri tarihe geçmişti. Maçlar sabah ve öğleden sonra olduğu için okullarda, iş yerlerinde, evlerde büyük bir heyecan ile takip edildi ve ilk kez kendi ülkemizi desteklediğimiz Dünya Kupası’nın tadı damağımızda enfes bir tat olarak kaldı.