Dünya Kupaları Arşivi (11)

Futbol tarihine ‘’tanrının eli’’ tanımlamasını getiren maç 1986 Dünya Kupası çeyrek finalinde yaşandı. Arjantin ile İngiltere Mexico City’nin efsanevi Azteca stadında yarı finale kalabilme mücadelesi için karşı karşıya geldiler. Falkland adaları savaşı hala hafızalardaydı ve karşılaşma 1966 finallerindeki İngiltere-Arjantin maçının rövanşı şeklinde algılanıyordu.  Ancak 20 yıl öncesine göre bir fark vardı o da Arjantin’de Diego Maradona adında bir futbol dehasının sahada oluşuydu. İngilizlerde ise Everton’dan Barcelona’ya transfer olan Lineker grup maçlarında hat-trick yaparak göz dolduruyordu.

8 Temmuz 1990. Bu tarih kimilerinin doğum tarihi, evlilik tarihi, ilk tanışmalarının tarihi veya acı hatıraların yaşandığı bir  tarih olabilir. Bu tarih Maradona’nın gözyaşlarını görmemize sebep olan tarih. 1986 Dünya Kupası şampiyonu Arjantin, 1990’da da iddalıydı. Nasıl olmasın hem son Dünya Kupası’nın şampiyonuydu hem de o dönemlerin en iyi futbolcusu Maradona ise kaptanlarıydı.

Dünya Kupası’ndaki final maçları içerisinde 1978’de Arjantin-Hollanda mücadelesinin ayrı bir yeri var. Belki futbol olarak çok üst düzey bir karşılaşma olmadı ama Arjantin’in başkenti hırs ve mücadele açısından unutulmaz bir maça ev sahipliği yaptı. Üst üste ikinci finalini oynayan Hollanda ev sahibi ülke karşısında kağıt üzerinde favori olan taraftı. Maç öncesi takımlar tünelden görüldüğünde stattaki 70.000’den fazla taraftar konfetiler ve hazırlanan pankartlarla muhteşem bir atmosfer yarattı.

1982 Dünya Kupası’nda ilk kez 24 takım mücadele etti. İlk olarak 4’er takımlı 6 grup oluşturulurken her grubun ilk iki sırasını alan ülkeler ikinci turda 3’erli 4 gruba ayrıldı. Grup liderleri yarı finale yükselerek yoluna devam edecekti ve İtalya ile Brezilya aynı grupta yer alıyordu. İki takım Barcelona’da karşı karşıya geldiğinde Brezilya’ya beraberlik yeterli olacak İtalya ise ancak galibiyet halinde yarı finale yükselebilecekti. Enzo Bearzot’un ekibi İtalya’nın karşısında Tele Santana’nın Brezilyası vardı.

Tarih 1 Temmuz 2006. Yer: Frankfurt. Brezilya - Fransa çeyrek final karşılaşması. İki takım da oldukça iddialı. Brezilya için bu maç bir nevi 98 finalinin rövanşını da almak anlamına geliyordu. Brezilya finallere kupanın 1 numaralı favorisi olarak gelmişti. Fransa ise sürpriz çıkarır mıyım acaba diye turnuvaya başlamıştı.

12 Haziran 2002 günü gözler Miyagi’de İsveç-Arjantin grup maçındaydı. Nedeni ise Arjantin’in muhtemel elenme durumuydu. Son maçlar öncesinde İsveç’in  4, Arjantin’in ise 3 puanı vardı. Gruptaki diğer takım İngiltere de 4 puana sahipti. Bu da demek oluyordu ki Tangocuların mutlak 3 puanı alıp İngiltere’nin maç sonucuna bakmadan tabiri caiz ise: kendi ipini kendi kesmesi gerekiyordu. Acaba Tangocular elenecek mi soruları altında mücadele başlamıştı.

2002 Dünya Kupası’nın en heyecan verici maçlarından birine sahne oldu Osaka’nın Nagai stadı. Turnuvanın iki sürpriz ekibi çeyrek finalde karşı karşıya gelecekti. Fransız teknik direktör Bruno Metsu yönetimindeki Senegal ilk kez katıldığı Dünya Kupası’nda çeyrek finale kadar yükselmişti. El Hadji Diouf’un en dikkat çekici yıldızı olduğu takım 1990’da çeyrek finale çıkan Kamerun’un derecesini geliştirmek ve yarı finale çıkmak istiyordu. Öte yandan Türkiye ise 48 yıl aradan sonra katıldığı turnuvada ilkleri gerçekleştirerek yarı finale çıkmak istiyordu. Şenol Güneş maça :Rüştü, Fatih, Alpay, Bülent, Ergün, Ümit Davala, Tugay, Emre Belözoğlu, Yıldıray, Hasan Şaş ve Hakan Şükür ilk on biriyle çıkmıştı. Bruno Metsu ise sahaya: Tony Sylva, Coly, Diatta, Papa Diop, Omar Daf, Bouba Diop, Alou Cisse, Salif Diao, Henri Camara, Diouf ve Fadiga dizilişle çıkmıştı.

8 Temmuz akşamı Stade De France’da Brezilya’nın finaldeki rakibi belli olacaktı. Aslında iki takımda ilklerin peşindeydi. Fransa tarihinde ilk kez finale yükselip ilk Dünya Kupası şampiyonluğunun peşindeyken, Hırvatistan’da bağımsızlığını kazandıktan sonraki ilk Dünya Kupasında peri masalını son perdeye taşımak istiyordu. Fransa Aime Jacquet yönetiminde maça: Barthez, Thuram, Blanc, Desailly, Lizarazu, Deschamps, Karambeu, Petit, Zidane, Djorkaeff  ve Guivarch ile çıkıyordu. Miroslav Blazeviç önderliğindeki Hırvatlar ise maça: Ladic, Stimac, Simic, Bilic, Jarni, Stanic, Soldo, Asanovic, Boban, Vlaoviç ve Suker dizilişi ile çıkıyordu.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 2