Güneyde Doğdum, Kuzeyli Oldum

Simon Kuper'in “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” kitabına Türkiye'den hikayeler eklenecek olsaydı bunun büyük çoğunluğunu Trabzonspor ve Trabzonsporlular oluştururdu. 

1992 yılında Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde doğdum. 1978 doğumlu abim vesilesiyle Trabzonsporlu oldum. İkimiz de 'resmi' şampiyonluk görmememize rağmen, birçok kez şer odaklarınca  ellerimizdeki kupanın alınmasına şahit olmamıza rağmen hayatımızı bordo-mavi sürdürmeye devam ettik. Ne akrabamız vardı Trabzon'da ne de bir gün yolumuzun düşmüşlüğü. Divane aşık gibi takıldık Trabzonspor'un peşine. Yetmedi, yeni aile bireylerimizi de bu takımın taraftarı yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü kirlenmiş diyarın temiz kalmış nadide eserlerinden birini miras bırakmak boynumuzun borcu.
Dünyada olan biten ne varsa insanoğluna benzetmeye severiz. İmparatorlukları insanlar gibi tanımlarız mesela; doğar, büyür ve ölür diye. Biz de kendimizi Trabzonspor'a benzetiyoruz, onun gibi olmaya çalışıyoruz. Asi, hırçın, umut dolu, biraz da çılgın. Abimin, Avni Aker'deki Anorthosis maçında attığımız ancak ofsayt gerekçesiyle iptal edilen 2. gole sevinirken elini tavandaki pervaneye kaptırmışlığı; 16 yaşındayken de bir Fenerbahçe maçına kaçıp gitmişliği vardır Trabzon'a. Eli bir süre sargıda kaldı. 1000 km'lik kaçamağı da unutulmaz bir macera olarak hatıra kaldı. Benim de 2010-2011 sezonundan sonra Şükrü Saraçoğlu önünde Trabzonspor atkısı açmışlığım var. 
Ne Batman ne Superman... Benim süper kahramanım oldu bitti Trabzonspor. Küçücük bir şehirden çıkmış imkanları kısıtlı ama yüreği sonsuz bu kahramanın; koca şehrin üç şımarık kabadayısını alt edişi "İşte benim süper kahramanım" dedirtti bana. 
Yılmadan, bıkmadan, usanmadan hep aynı "Trabzonspor ne alaka?" sorularına kimi zaman kızgınlıkla "Ben Trabzonlu değilim de sen Kadıköylü müsün? Trabzon bu memleketin takımı değil mi? Ne mecburiyetim var İstanbul takımı tutmaya?" şeklinde kimi zaman da "Biz aslen Sivastopol/Kırımlıyız, oradan Trabzon'a göçmüşüz oradan da buraya gelmişiz. Köklerime bağlılığımdan ötürü" şeklinde dalga geçercesine cevaplıyordum. Azıcık üste çıktım mı da çirkef muhabbetler başlardı: "Kaç kupanız var sizin? En son ne zaman şampiyon oldunuz?" gibisinden. O zaman derdim gerçek aşk benimkiymiş. Bir insan eve ekmek getiremedi diye babasına küser mi? İsyan edip evi başına yıkar mı? Kupa alamadıkları zaman takımlarına küsüp maçlarını izlemeyenler benim Trabzonspor'la olan bağımı hiç bir zaman anlamadı, üzgünüm anlamayacaklar da... 
Futbolun ülkemizde tamamen bitirildiği 2010-2011 sezonunda herkes gibi bende hevesli ve ateşli bir şekilde her maç sonrası rakiplerle hararetli bir tartışma içerisine girip, kritikler yapıyordum. 70 bin nüfuslu bir ilçede toplasan 50 tane olmayan Trabzonsporlu'dan bir tanesiydim sadece. Kolay değildi İstanbul United'a karşı mücadele etmek. Trabzonspor gibiydim işte. Savaştım, mücadele ettim. Umutsuzluğa kapılmadan, gücümü yadırgamadan girdim hayatımın aşkını savunmaya.  2011 yılında Giresun'da üniversiteye başladım. Malum sezonun ardı... Trabzon şehrine ilk kez emeğimizin hırsızlarıyla karşılacağımız mücadele için adım atmıştım. Temiz futbol eylemi adına beyaz atletlerin atıldığı tribündeydim. Ben o maçı zaten unutamam ama "Trabzon'a ilk kez Trabzonspor maçı için mi geldin? Hem de Maraşlısın?" denilerek bana sarılan Trabzonluları hiç unutmam... Sonrasında 3 maça daha gittim.  2 Beşiktaş, 1 Lille. Hiç galibiyet görmedim Avni Aker'de izlediğim maçlarda. Şeytanın bacağını Akyazı'da kıracağım inşallah.
Trabzonspor bana sevdaların menfaatsiz olunca efsane olduğunu öğretti. Her sezon bir sonraki sezonu beklettirip umut etmenin ne demek olduğunu öğretti. Aza kanaat etmeyi, az parayla büyük mutlulukların (Aurellio, Yattara, Szymek, Jaja, Onur Kıvrak) nasıl geldiğini öğretti. "Maraşlıyız diye Trabzonsporlu olamayacak mıyız?" diyerek popülaritenin değil kalitenin peşinden gitmeyi, dava savunmayı öğretti. Haksız kazanılan penaltıdan sonra "İnşallah dışarı atar, bizim böyle gole ihtiyacımız yok" dercesine dürüst olmayı, helalin peşinden koşmayı öğretti. Efsane kaptan Fatih Tekke Beşiktaş'a imza atarken "Türkiye'de oynayacaksam Trabzonspor'a dönmek isterdim, bu değişmedi..." diyerek dimdik durmayı öğretti. Yeni efsane kaptan Onur Kıvrak "Biz bu ülkenin takımı değil miyiz?" diye isyan ederek taraftarın ruhunun sahada nasıl temsil edilip, hakkın nasıl savunulacağını gösterdi. Sözleşmesi olan takıma karşı mücadele ederken Türk futboluna kırmızı kart gösteren Salih Dursun paradan, kariyerden daha önemli şeyler olduğunu öğretti.
Trabzonspor beni ben yapan yegane değerlerden. Çok şükür bordo-maviyim. 
Zafere giden her yol mübah olabilir başkaları için, biz yolumuzdan şaşmayız. Bozulmamış vicdanımız bize yeter; varsın zafer onların olsun...