Avni Aker’e Gelen Teyzeler

Takvimler 19 Eylül 2015’i gösterdiğinde, saatim 19.00’a yaklaşıyordu ki soluğu Hüseyin Avni Aker Stadyumu’nda almıştım. Trabzonspor’un, Galatasaray ile maçı vardı. Henüz sezonun başıydı ve Trabzonspor her yıl olduğu gibi bu yıl da şampiyonluğa oynuyordu. Trabzonspor taraftarı da gencinden yaşlısına kadar şampiyon olunacağına inanmış, tribünleri tıklım tıklım doldurmuştu.

Maçın başlamasına bir saat vardı. Tribündeki herkes, iki takımın ısınma antrenmanını izlerken aynı zamanda da havadan sudan; ama genellikle de futbol ve fındık fiyatlarından konuşuyordu. Fındık fiyatlarının düşük olmasından yakınıyorlar, henüz izlemedikleri Trabzonspor’un yeni transferlerinden ise övgüyle söz ediyorlardı.

‘’Güya topladuk funduklari da ne oldi? Hep zarar! Alduğumuzi verduk günlükçüye odurduk aşağa…’’

‘’La birak funduğu munduğu da izle hau topçulari!’’

‘’Doğru deysin…’’

‘’Kara uşağu göriy misun? Yeni alduk oni M’Bia midur nedur? Çok has oynay…’’

‘’Aynen aynen, çok has dey oğa herkes.’’

Yanımdakilerin sohbeti devam ederken, her iki takımın oyuncuları ve hakemler ısınma hareketlerini tamamlayıp, maça çıkmak için soyunma odasının yolunu tutmuştu. Tribünde ki taraftarlar ise heyecan içinde maçın başlamasını bekliyordu.

‘’Yalnuz diyeyim sağa bu hakemler ile iş çok zor!’’

‘’Oni doğru deysin, her maçimiz da bizi maffetti…’’

O sırada Trabzonspor, sahaya giriş-çıkış körüğünde gözükmüştü. Trabzonspor’un gözükmesiyle birlikte tribünlerde tarif edilemez bir coşku hâkim olmuştu.  Önümde oturan yetmiş yaşlarındaki üstten aşağı bordo mavi giyinmiş olan amcadan ses çıkmazken; Trabzonspor’un sahaya çıkmasıyla birlikte bu amca da tribünlerin coşkusuna ayak uydurmuş, hatta gençlerde dahi olmayan enerjiyle tezahürat etmeye başlamıştı.

Herkes kendini tribünlerin coşkusuna kaptırırken o sırada atmış beş yaşın üzerinde iki yaşlı teyze de maçın başlama anına yetişmişti. Bu iki teyzeyi gördüğümde gözlerime inanamamıştım; birinin kolu sargı içinde, diğerinin ise boynunda boyunluk vardı. Yürümekte dahi zorlanırlarken tutup maça gelmişlerdi. Hem de önümde oturan yaşlı amca gibi üstten aşağı bordo mavi giyinerek…

Yürümekte dahi zorlanan bu yaşlı insanları görünce, Trabzonspor’un, Trabzon insanı için ne kadar önemli olduğunu düşünürken; her iki takım ve hakemler karnaval havasındaki sahaya çıkmış, İstiklal Marşı için yerlerini almıştı. Ben o sırada yine bu teyzeleri gözlemliyordum. Ayakta durmakta zorluk çekmelerine rağmen yerlerine oturmamışlar, amigoluk yapan gençlerin yanına kadar gidip, ayakta durmuşlardı. İstiklal Marşı okunduktan sonra her iki takım da yerini alınca, Trabzonspor’un başlama vuruşuyla maç başlamıştı. Tabii aynı anda tribünler de tezahürat etmeye başlamıştı.

‘’Bordoooo!’’

‘’Maviiiiiii!’’

‘’Bordoooo!’’

 ‘’Maviiiiiii!’’

‘’Şampiyoooon!’’

‘’Trabzooooon!’’

‘’Şampiyoooon!’’

‘’Trabzooooon!’’

Bu tezahüratlara, yaşlı amca ve teyzeler oturmadan, gençler gibi eşlik ediyordu. Maç heyecan içinde geçiyordu ama maç başlamadan önce yanımda oturanların dediği gibi hakem hep Galatasaray lehine kararlar veriyor, Trabzonspor seyircisini geriyordu. Durum böyle olunca da coşku, yerini öfkeye bırakmıştı.

Gerginlik git gide artarken tam da o sırada Galatasaraylı oyuncu topu ceza sahası içinde elle kesmiş, hakem penaltı yerine devam kararı vermişti. Hakem, gözünün önünde olan pozisyonu, tribünlerden bile çok net görülmesine rağmen görmeyerek devam ettirmişti. O sırada yaşlı amca daha fazla dayanamayarak, ağzına ne gelirse saydırmaya başlamıştı. Ama onun küfürleri hiç de sıradan değildi, maniler diziyordu. Ben de maçı unutup, amcanın küfürlerine gülüyordum.

‘’Aşağası dere / Ogarasi Dere / Saa o kokartu verenun…’’ diye devam ediyordu.

Tabii yaşlı amcanın zekâ dolu küfürlerine gülerken teyzeler de öfkeden yerlerinde duramıyordu. Onlar küfür etmeseler de hakeme söyleniyorlardı.

‘’Seni pok yiyenun enuğu seni!’’

‘’Bu olacak hakem de biz de yenecoğuk maç.’’

‘’Bi adam, adam olacak adam! Tarafli maç yönetiy, güya hakem…’’

‘’Pok, ne hakemi! Karşi tarafun fitbolcisi!’’

Gergin geçen ilk yarı bitmişti. Biraz olsun insanların öfkesi geçmişti ama yine de maç devam ediyor gibi hararetli hararetli pozisyonları tartışıyorlardı. Yaşlı teyzelerden boyunluğu olan ise boynunu tutuyordu. Belli ki çok acı çekiyordu.

‘’Habu boynum ile geldum maça hak yeysun da. Seni pok yiyenun uşağu seni!’’

‘’Tamam da az sakin ol. ‘’

‘’Sen da sus kiz! Madem susacağuduk dururduk hastanede; habu gada öfkelenip aci da çekmezduk.’’

‘’Oni da has dedun ama maç başlayana gada dinlen madem.’’

Teyzeler kendi aralarında tartışırken ikinci yarı için takımlar sahaya çıkmıştı. Takımlar sahada ki yerini aldıktan sonra Galatasaray’ın başlama vuruşuyla ikinci yarı başlamıştı. Maç başlar başlamaz, tribünler yine ilk yarıdaki gibi coşkuluydu.

‘’Kiz ya bak oğa, dersun Trabzonli oyuncuları yiyecek!’’

‘’Birak şuni da maça odaklan.’’

Hakem yine tüm takdir haklarını Galatasaray lehine kullanıyor, tribünleri ilk yarıda olduğu gibi geriyordu. Ama bu sefer tribünlerin tepkisi ilk yarıdaki gibi olmamıştı; sahaya pet şişe, çakmak vs. atıyorlar, aynı zamanda da ağızlarına ne gelirse saydırıyorlardı. Dakikalar ilerliyordu. Artık maçın son anları yaklaşmıştı. O sırada önümdeki yaşlı amca maçı bırakmış, çıkışa doğru söylene söylene ilerlemişti.

‘’E hiç oynamayalum.  Düşürün Tirabzoni, rahatlayun.’’

Amca henüz stattan çıkmamışken Galatasaray, 86. dakikada bir serbest vuruş kazanmıştı. Serbest vuruş kullanıldığında M’Bia kendi kalesine gol atmış ve Galatasaray 1-0 öne geçmişti. Sonrasında ise sanki Avni Aker tribünleri yıkılıyordu. Tribündeki herkes adeta öfke kusuyordu. Yaşlı amca da arkasına son kez döndü ve söylenerek stadı terk etti.

‘’Aaaaah, anca oldi! Ne de has oldi. Sen haksuzluğa uğraduğunda takımi çekma sahadan, haboyle adarlar saa goli’’

O sırada teyzeler de yerinde rahat duramıyor, herkes gibi artık onlar da öfkesini kontrol edemiyordu.

‘Atacağum habu boyunluğu kafasina! Faul mü var orada, ne etti uşak oğa?’’

‘’Ne fauli, ne fauli!’’

‘’Habu uşağa da yok çok has topçi, yok böyle eyi topçi; gördunuz mi topçiyi!’’

‘’Bi şe yok onda, bi şe…’’

‘’Aynen kiz olsa adar mı kendi kalesine?’’

O sırada hakem maçın bitiş düdüğünü çalmıştı. Düdük çalar çalmaz da tribünler aynı anda hakemi yuhalamaya başlamıştı. Hakemler hızlıca içeri girdikten sonra taraftarlar da yavaş yavaş çıkış kapısına yönelmişti. O sırada teyzeler de yanıma kadar gelmişti. Onlara gülümsedim ve laf attım.

‘’Teyze, epey öfkelendiniz ama hakem dediğiniz gibi hiç iyi değildi.’’

‘’Hiç sorma uşağum, hiç sorma; bi adam adam olacak. Yedun hak ne oldi? Ne keçti elune?’’

‘’Ne keçecek sinir hastasi etti bizi.’’

‘’Bak uşağum, maça gelmeden oğüne araba kazasi yaptuk. Habu koluni kırdı, benim boyun gitti; çıktuk acilden gelduk direk maça. Bu hakem ne yapti? Bu gada da olmaz ama!’’

‘’Aynen, Tirabzonspor için çıktuk acilden gelduk. Onun işi iş değil. Hemi de hiç değil!’’

‘’Hakkımı helal etmiyecoğum oğa ki’’

‘’Ne edecesin kız, ben de etmiyecoğum ki!’’

‘’Çok geçmiş olsun teyze. İnşallah tez zamanda iyileşirsiniz ama keşke gelmeseydiniz maça.’’

‘’Sen da güya dedun bi şe: maça gelmesaydunuz! Biz Tirabzonspor için kalktuk İstanbul’dan gelduk, kaza yaptuk diye gelmeyecoğuk maça hemi?’’

‘’Uşağum Tirabzonspor bizum için her şeyden üstündür, her şeyden…’’

‘’Siz habu takımın şampiyon olduğu yıllari bilseniz, acilden değil mezarluktan gelirsunuz maça.’’

Daha hiçbir şey söyleyememiştim onlara… Ama Trabzonspor’un, taraftarı için ne derece önemli olduğunu daha iyi anlayarak teyzeler ile vedalaşmış, ‘futbolun sadece futbol olmadığını’ anımsayarak stadı terk etmiştim.