Hayatım Ofsayt

Nouma gibi disiplinsizdim ama eğlenceliydim, can-ı gönülden seviyordum seni...

Senden sonra Ceyhun Eriş gibi oldum, gönülden gönüle transfer oldum.

Kalbim Gökhan Zan gibi oldu, sakatlanmaya incinmeye çok yatkın.

Ronaldinho, Adriano gibi oldum uzun zaman, potansiyelimi bir kenara bırakmış vaziyette…

Messi nasıl tartışılmaz bir numaraysa futbol dünyasında sen de benim için öylesin işte.

Asla Robbie Keane gibi olmadım, her gittiğime “ilk aşkımsın” demedim

Sen Juventus ben Del Piero, sen Roma ben Totti, sen Manchester United ben Giggs olabilirdik...

Liverpool'un Premier Lig şampiyonluğuna olan hasreti gibi sana olan hasretim.

Senden sonra Suarez'den bacak arası çalımlarla hayata küsen David Luiz gibi oldum.

İbrahimovic'in kariyerinde şampiyonlar ligi kupası nasıl büyük bir eksiklikse, sen de öyle eksiksin bende..

B. Dortmund'un Sud tribünü gibisin, yaşama sevinci veriyorsun bana. O taraftar gibi sadığım sana, düşsen de kümeye gelirim hep yanına..

Gidişin, beni Heysel faciası sonrası İngiltere gibi yaptı. İçine kapatılmış, dışarı çıkması yasak...

Sen şimdi yoksun, ben Katar'da son demlerini yaşayan bir yıldız gibiyim. Gözden ırak, gönülden ırak..

Uzun süredir galip gelemeyen büyük takımın idaresi gibi sancılıydım. Seni getirdim gönlümün tahtına kurt hoca niyetine.

İmza parası almış oyuncu gibi sevindim sana kavuştuğumda. Tribünde açılmış evlilik teklifi yazılı pankart gibi haykırdım sevdamı.

Ama sen gücünün yettiğine horozlanan TFF gibi kestin bana cezayı kapattın stadımın kapılarını…

Ben Metin Işık'a sarmadan önce, Liverpool taraftar topluluğu The Kop'un "You will never walk alone” marşı bizim şarkımızdı.

Sevdiğim: Valdarrema’nın saçları kadar hoş, Sabri'nin kaleyi bulan şutları kadar nadir, Maradona'nın İngiltere maç performansı kadar eşsiz,

Manchester United'in 7 numarası kadar özel, Güney Amerika'nın statları kadar süslü ve güzelsin...

Arsenal gibiyim, iyi oynayıp kupa alamasam da sana olan sevgim Manchester City'nin transfer bütçesi gibi.

Senden vazgeçme ihtimalim Xavi'nin top kaybetme ihtimali kadar zayıf.

Yattara’nın top sürüşü kadar estetik yürüyüşün, Yeri geldi mi Hami’nin şutları kadar sert bakışların,

Güney Amerika statlarında sahaya atılan konfetiler gibi göz alıcı saçların,

Garrincha’nın pas konusundaki bencilliğini aratmıyorsun aşkta ama bencillikte yakışıyor sana, Garrincha’ya top nasıl yakışıyorsa…

Top Zidane’ın ayağına nasıl yapışıyorsa sen de öyle yapıştın gönlüme. Ömer Üründül’ün yorumları gibi, açıklanamıyor sana sadakatim.

Bende gerçek Ronaldo’nun yaşadığı diz sakatlığı etkisi bıraktın İflah olamadım, gol atsam da eski ritmimi bulamadım.

Gönül isterdi ki Anadolu topçusu gibi herkese mavi boncuk takayım Ama sen de biliyorsun ki ben Del Piero’yum, Totti’yim, Gerrard’ım.

Sana aşkımı itiraf edişim Beckham’ın ortaları kadar isabetli bir karardı.

Ama sen kalesini zamansız terk eden Hakan Arıkan gibi bırakıp gittin bir anda beni.

Son saniyede golü yemiş Pletikosa gibi oldum, kıpırdayamadım, için için yandım.

Beton yığınına dönüşecek toprak sahası gibi öylece kala kaldım. Yalnız, boş, üzerinde yeller esen ve bir başına ölümünü bekleyen…

Dört bölümde orta sahayı geçen Tsubasa gibi geç geldin gönlüme. Ben jübilemi yaptım gidiyorum, elveda ediyorum mabedim olan gözlerine…