Alman Futbol Devrimi ve Altyapı

Türk futbolunun klişelerinden biridir, “70 milyondan 1 tane yıldız çıkaramıyoruz ama Almanya 3-5 milyon gurbetçiden neler yetişti­riyor” cümlesi... Bu cümlenin “Hollanda 10-15 milyonluk ülke ama görüyorsun neler yapıyorlar” gibi farklı türleri de lugatımızda özel yer tutar pek tabii.

Futbolun ‘kelle’ sayısına göre gelişmesi öngörülen tek ülke Türkiye oladursun, bu geyikler her sezon farklı bir başlıkta kendini yinelemeye devam ediyor.

Futbolda yeni Alman devriminin başlangıç noktasına baktığımızda, Tür­kiye’nin 3. olduğu, Almanya’nın ise finalde kaybettiği 2002 Dünya Kupası gerçek hikâyenin başlangıç tarihi. Hatta tam olarak Franz Beckenbauer’in final sonrası yaptığı şu hayati açık­lama: “Dünya Kupası’nda ikinci takım olduk ama en iyi ikinci takım olmadığımızın farkındayız. Gereken yatırımları yapmalıyız

 

Ulusal Uyum Planı ve Yeni Futbolcu Profili

Evet, Türkiye çılgınlar gibi Avrupa ülkesi yenmeden aldığı Dünya üçüncülüğünü kutlarken, tarihinde 3 Avrupa, 3 de Dünya şampiyonluğu bulunan Alman­ya’nın en büyük futbol adamı yetersizliklerinden bahsediyordu. Almanlar Asya’daki turnuvada aldıkları skorlara aldanmayarak yepyeni bir atılıma gittiler ve Türkiye’de ‘Alman futbol devrimi’ olarak bildiğimiz harekete başladılar. Modern futbolda başarılı olabile­cek oyuncu portföyünü yeniden çıkardılar. Oyuncular için gerekli fiziksel şartlardan, pozisyonlar için gerekli yeteneklere kadar her şeyi yeniden tespit etme yolu­na gittiler. Bununla yetin­mediler ve daha önemli bir işe imza atarak göçmenleri değerlendirmek için küçük bir kitap kalınlığındaki ‘Ulu­sal Uyum Planı’ projesini devreye soktular. Bu projede İs­panyol asıllı Mario Gomez, Polonya kökenli Podolski ile Klose, Kuzey Afrika asıllı Sami Khedira ve kardeşi Gana’da oynayan Jerome Boateng’in yolunu tama­men açtı.

2003’te ülkenin 366 farklı yerinde alt yapı te­sisi oluşturarak 8 ile 14 yaş arası 15 bin yetenek keşfedilecek şekilde ‘ye­tenek taraması’ yapan Almanya Federasyonu, bu oyuncuların geleceği ile ilgili her şeyi önceden plan­lamıştı. Bu oyuncular en az UEFA B Lisansına sahip olan 1000 koç tarafından çalıştırıldı ve analiz edildi. Defansif ve ofansif oyuncular olarak ikiye ayrılan genç yetenekler, savunma ve hücum hatlarının her yerinde oynayabilecek ve iki ayağını da etkili kullanabilecek şekilde yetiştirilmeye başlandı. Robin Dutt, İngiliz basının­dan Guardian’a verdiği röportajda futbolcu portfö­yündeki değişikliği şöyle açıklıyordu:

“Eskiden oyuncular uzun boylu ve fizikliydi. Bir de de şimdiye bakın. Xavi, İniesta, Messi hepsi kısa, kıvrak ve teknik oyuncular. De­fansta ise büyük oyunculara ih­tiyacımız vardı. Örneğin Hummels çok uzun bir oyuncu ama topla da çok iyi. Ancak 1982’de olsaydı Hummels defans yerine 10 numara olarak oynardı. 70’ler­de Beckenbauer 10 numara ola­rak oynarken, Hans-Georg Schwarzenbeck İngiliz oyuncuların peşin­den koşup topu Beckenbauer’e atıyordu. Ancak şimdi bu görevi Hummels yapıyor ve hem Schwarzenbeck hem de Beckenbauer’in özelliklerinden taşıyor”

Zaten Robin Dutt’un eski takımı Freiburg, son 7 sene­de 4 Gençlik Kupası ile alt yapı devriminde başı çekti. Hatta Freiburg 2012’de  25 kişilik kadrosunda 10, muhtemel 11’inde ise 6 alt yapı ürünü barın­dırıyordu. Teknik heyet ve futbolcularına sezonluk toplam 18 milyon Euro gibi komik bir maaş ödeyen Freiburg, bu başarısını A Takım’a taşımakta da ge­cikmedi ve 2011-2012 sezonunu 5. bitirerek Avrupa Ligi’ne kalmayı başardı.

 

Akademilere Para Yağıyor

Gençlik akademisi olmayan takımlara pro-lisans ver­meyen Almanya Futbol Federasyonu (İngilizlerde akademi içinde sınıf şartı bile var), 2006 Dünya Kupa­sı sayesinde yenilenen stat ve tesislerin de ekmeğini yedi. 2001’de başlayan akademi furyasına ise 12 yıllık süreçte toplam 800 milyon Euro’nun üzerinde para yatırıldı. 2001’de 48 milyon Euro ile başlayan yatırım, yıllar içinde katlanarak 2013’te 100 milyon Euro’nun üzerine çıktı. Ortalama olarak kulüpler bütçelerinin %8-10’unu akademilerine aktarırken, Bayern Mü­nih’te akademiye giden para 10 milyon Euro civarına kadar yükseldi ve Bavyera ekibi bu alanda zirvenin sahibi Barcelona ile yarışa girdi! Türkiye’de alt yapısı ve öz kaynakları ile şampiyonluklar yaşayan Trab­zonspor’un geçen sezonki akademi bütçesi ise yakla­şık 2 milyon lira, yani 800 bin Euro civarıydı. Bu para­nın 1.5 milyon Lira’sı ise zaten TFF’den geliyordu.

Tabii Türkiye’de alt yapı oyuncuları okul derslerin­den ‘rica-minnet’ politikası ile geçerken ve derslerin büyük çoğunlu­ğuna girmezken Almanlar bunun da çözümünü buldu. Akademi içinde psikolojik destek ve etüt ortamı bir yana; akademilere katılan gençler özel bir okul programından da geçiyor. Kulüplere mak­simum 10 da­kika uzaklıktaki okullarda eğitim gören gençler, tüm derslerini geçmezse fut­bolculuk hayalini de çöpe atmış oluyor. Federasyon, anlaşmalı okullara da her yıl ortalama 30 bin Euro’luk bir destek veriyor. Türkiye’de ise futbolcuları kapmak için kapışan okulların en büyük derdi, liselerarası fut­bol turnuvalarında dereceye girmek ve gazetelerin kıyısına köşesine adlarını yazdırabilmek.

Bu yatırımların karşılığını Almanya her alanda aldı tabii ki. A Takım ve U seviyelerde istikrarlı olarak ba­şarılı olmaya başlayan Almanlar, Avrupa’nın 4. büyük ligi olarak atıl görülen Bundesliga’yı da zirveye taşıdı. Bayern son 6 sezonda 3 Şampiyonlar Ligi Finali, 1 de zaferi yaşarken, Alman alt yapılarından yetişen Schweinsteiger, Neuer,  Lahm, Boateng, Kroos, Müller, Gomez, Badstuber, Alaba gibi yıldızlar hep başroldey­di. Bundesliga 45 bin ortalama ile Avrupa’nın en fazla seyirci çeken ligi olurken, ligdeki Alman futbolcuların oranı ise %60’a kadar çıktı. Ayrıca ligin yaş ortalaması 25’lere düşerken, Alman futbolcuların yaş ortalaması 24’e indi. Yabancı sayısını sınırlayarak Türk futbolcu yetiştireceğini sanan bizim federasyona sertçe bir tokat vuran Almanlar, 2010 Dünya Kupası’nın da 15 oyuncusu 24 yaş altı olan tek ve en genç takımıydı. Nitekim hepinizin bildiği üzere o kadro 2014’de de Dünya Kupası’nı kazandı.

Türkiye hala futbolda başarının ‘kelle’ sayısıyla doğru, yabancı sayısıyla ters orantılı olduğunu düşünedur­sun, Almanya 10 sene içinde dünyanın en verimli alt yapı düzenini kurmayı başardı bile. Kendisine fazlasıy­la yetip Türkiye’yi de besleyen Almanlar, iyi futbolcu yetiştirmenin yolunun ‘iyi antrenör’den geçtiğini de çok iyi çözmüş durumda. Öyle ki Almanya, şu an 28.400 UEFA B Lisans, 5500 A Lisans, 1070 Pro Lisans­lı antrenör ile UEFA’da zirvede oturuyor.