Recep Onur Kıvrak Nasıl İhanet Etti?

Birkaç gün önce Trabzonspor’u çok seven birisiyle bir ortamda denk geldik. Ortamda bulunanların başka ortak noktaları vardı ve o ortak noktaları üzerinde hararetle konuşurlarken, biz de bu arkadaş ile tek ortak noktamız olan Trabzonspor hakkında sohbete koyulduk. 

Trabzonspor’dan bahsederken, üzüntüsünü ve hayalkırıklığını çok net okuyordum ifadelerinde. Sonra birdenbire

“Onur Kıvrak Trabzonspor’a ihanet etti” dedi.

Nasıl yani, nerden anladın diye sordum

“Bilerek yedi golleri” dedi

Niye bilerek yesin diye sordum ben de.

“Kulüpte ağalığını ilan etmiş. O ne derse o oluyormuş, kimse karşı çıkamıyormuş, hocalara filan kadroları hep o yaptırıyormuş ama Süleyman Hurma bu işe dur deyince, kavga etmiş”

Sonra

“Şota da karşı çıkmış, onunla da kavga etmiş. Fırsatını kollayıp, zaten Galatasaray’a gitmek istiyormuş”

Vay vay vay

“Ama yönetim akıllı davranmış, oyuna gelmemiş.”

Ondan sonra peki?

“Bakmış olacak gibi değil; bu sefer bilerek gol yemeye başlamış”

Bak bak bak

“Bakmışlar yine olacak gibi değil, bu sefer kaleye Esteban’ı geçirmeye karar vermişler. Kaleye Esteban geçince de trip atmış, ben sakatım diye”

Ya sakatsa gerçekten? Hem bu kadar şeyi yaptıktan sonra zaten oynamaması gerekli değil mi?

“Neyse işte, yakınlarına filan da söylemiş. Ya ben bunları bu kulüpten yollarım, ya da onlar beni diye”

Başka,

“ Daha başka ne olsun, resmen ihanet etti Trabzonspor’a işte”

Peki abi tüm bunları sen nerden biliyorsun?

“Başkan televizyonda açıkladı ya. Hem daha geçen gün eski Trabzonsporlu topçu Oktay vardı, o da aynılarını söyledi, haberlerde de yazıyor hep”

 

Operasyon işe yaramış gözüküyor. Bir iki televizyon demeci, kurma kollu spor yorumcularının bir iki konuşması neticesinde, Onur Kıvrak “hain” ilan edildi. Hem bu konuda öyle ümitvar olmaya da gerek yok hani. O bir iki televizyon konuşması, birkaç el altından piyasaya şişirilen haber, taraftar gruplarının ya da taraftar sayfalarının “En çok biz Trabzonsporluyuz, En İyi Trabzonsporlu biziz” dedikten sonra emir üzerine duyurdukları, anında “gerçek” oluyor bazıları için. Ki o bazıları da çok. Daha korkuncu ise bu manipülasyonun tamamına inananların, Trabzonspor’u gerçekten sevdiğini bilmek

Sadece sevmek yetmiyor işte.

Ben ne mi biliyorum olaylarla ilgili?

Televizyonda söylenen, gazetelerde yazılan her şeye inanmamam gerektiğini, hatta en çok onlardan şüphe etmem gerektiğini biliyorum. Bu konu hakkında başka da bir şey bilmiyorum.

Ve şimdi daha da normal geliyor bana, totemlerden, kurbanlardan, inşaat işçilerinden bahseden ama hiçbir şey açıklayamayan bir adamın, Şike Mahkemesi savunmasının “Tarihin Savunması” olarak lanse edilmesini… Velhasıl-ı kelam, konular değişse de manipülasyona olan ilgi azalmıyor bu topraklarda. Batısı da öyle, doğusu da, kuzeyi de…

Sevin ama sadece sevmeyin. Bilin, araştırın, karşılaştırın, düşünün…

Düşünün!

 

Ahlak ilkelerini bile bile çiğneyen, yalnızca kendi çıkarını gözeten, halk avcısı, fırsat düşkünü bir basın, önünde sonunda, kendisi kadar alçak bir halk yaratır.

Joseph Pulitzer