Böyledir bizim sevdamız…

Futbol çok bileşenli, olmazsa olmazlara sahip bir oyun. Rakip takım olmadan rekabet olmaz, karşılaşma olmaz, yani bir futbol takımı var olamaz. Gönül ister ki eşit koşullara sahip takımlar, hiçbir kayırmaya uğramadan sahada ter döksün, mücadele etsin. Sonuçlarda tek belirleyici olan mücadele edenin, iyi oynayanın kazanması olsun. Taraftar da sevinirse de üzülürse de sadece daha iyi oynamadığı için, skorlardan dolayı üzülsün. Özlemini çektiğimiz ve olması gereken futbol mücadelesi budur. 

Dinmeyen Bir Ezgisin Sen Yüreğimizde…

Bazen horona duran bir kemençe sesinde buldum seni, bazen “dik oyna” diyen Kazım’ın sesinde.. Karadeniz’in hırçın dalgası, yaylaların serin dumanıydın sen. Hamsinin ve mısır ekmeğinin, sokakta yalınayak çocukların zaferiydin.. Karadeniz’din sen, Trabzon’dun. Ve Anadolu’ydun.. Tepeden tırnağa başkaldırıydın sen.. Özlemimiz, hasretimiz, gurbetliğimiz ve kavuşmalarımız sanaydı.. Coğrafyan gibi inişli çıkışlı, denizin gibi coşkulu, yağmurun gibi bereketliydin.. Kavgalarımız senin için, sevdamız sanaydı.. Sen bize yılların umudunun ve isyanının getirdiğiydin.. Sen öncüydün, devler-devirler yıkan, çığırlar açandın.. Ezerek değil, yok ederek değil; insanları çoğaltarak, sevgileri büyüterek, futbolda ihtilaller yapandın. Efsaneydin. Radyolarımız sana ayarlı, duvarlarımız senin resmindi.. Gençlerine sen öğrettin emeği, alınterini.. Mücadele, hırs, azim nedir diye sorunca seni söylerdi bizim çocuklarımız. Yazılmayan tarih, okunmayan şiirdin sen.. Sen yüreğimizin hiç susmayan, susmayacak olan ezgisiydin.. Ve bizim şarkımız çalmaya devam ediyor hala… 

İstanbul’un Anadolu’su

Varoluşları Türkiye’deki futbolun başlangıcına dayanır birçoğunun. Türkiye futbol kültürüne çok şey vermişler.. Vefa’nın yalnızca bir semt  adı olmadığı zamanlardan kalma duygularla devam ediyorlar hala.. Gökdelenlerin gölgesinde kalmış aşı boyalı cumbalı evler gibiler.. Asırlık bir çınarın gölgesinde dostlarla içilen bir bardak çay gibi, o gün doğacak bir kız çocuğuna önerilen adı sevdiğimiz için salkıdığımız bir saatli maarif takvimi yaprağı gibi samimiler.. Yani hisse senetlerine karşı, hissi senetler gibidirler.. 

Futbol umuttur, umudumuzla varız..

Futbol umuttu.. Belki de hiç olmayacağını bilerek düşlemekti.. Doksan artıda bile her şeyin değişebileceğine inanmaktı. Futbol beklemekti.. Bir gün’ü beklemekti.. Hayallerin gerçeğe dönüşebileceği o ‘bir gün’ü.. Bazıları için milyon dolarlar olsa da, bazıları için sadece sevdasıydı.. Hayata isyanı ya da koyduğu şekildi.. Futbol onlarda anlamını buldu, onlarda yaşıyor, yaşayacak.. 

Oynamayanın Beli Kırılsın

Fıkra mıdır bilinmez, Temel, tezkere alana kadar köyüm de köyüm diye sayıklayıp durur. Asker arkadaşında büyük bir merak uyandırır Temel’in köyü.. Askerden sonra ziyaret eder Temel’i asker arkadaşı. Temel’in evine vardığında, bahçede çalıştığını söylerler. Temel’in yanına gider arkadaşı. Temel, ayakta desteksiz durmanın imkansız olduğu bir arazide, kendini belinden bir ağaca bağlamış fındık ocağı temizlemekte. 

Toz Toprak Kokar Futbolumuz..

Kim söyleyebilir ki futbolun çim sahalara ait olduğunu.. Boş arsalarda taştan kale yapanların, ayağında kara lastikle top oynayanların yurduydu burası.. Düşmek-kalkmak, toza, toprağa, çamura bulanmak kirletmezdi bizi ve futbolumuzu.. Terden yüzümüz kızarsa da futbol yüzümüzü kızartmazdı sokak aralarında, mahalle maçlarında.. Temizdik, temizdi oyunlarımız… Futbolumuz, kavgalarımız, kazanma hırsımız, iddialarımız bile temizdi.. 

Karadır kışımız, yüzümüz aydınlık.. Sevdamız da bir kavgamız da .. Bozlak da bizimdir misket de.. Anadolu tiribünleriyle yaptığımız röpartajların bu sefer ki konukları Konyasporlu Ali Teker, Kayserisporlu Adem Şehirgel, Sivas’tan 1967 Sivasspor Genç Taraftarlar Derneği, Elazığsporlu Serkan Çayır ve Ferhat Çiçek..

İklim Değişir Akdeniz Olur

Akdeniz’in şehirleri sıcaktır, sıcaktır evleri, insanı sıcaktır ve sıcaktır yüreği.. Delice çarpar kalpleri.. Coşkuyla konuşulur futbol orada.. Ayrı bir dünyadır.. Futbol tatile girse her yerde, onlar koştururlar topu..  Anlam yüklüdürler, hikayeleri, kavgaları vardır.. Orada herkesin bir anısı vardır.. Geçip gitmeyin.. 

Hırçın Dalgaların Dinmesin Karadeniz

Kolayı sevmek varken neden düştük bu zor sevdaya! Anne babası köle olanlar köle doğarken neden özgürlüğü – özgünlüğü seçtik? Hazır kupalarda gözümüz olsaydı, her yıl şampiyonluğa(!) oynayan bir renge gönül verir, konumuzda imkânsızımızın fotoğraflarıyla kan uykulara dalmazdık her gece. Bizden bahsederken, aslında benden bahsediyorum şimdi. Beni anlayan, benden anlatan bir sevda bizimkisi… Biraz imkansızı sevmek gibi.. Çokça hırçın .. Şehrim benim, onda saklı tüm düşlerim, bütün yaralarım..  

Yanık Bir Türkü Gibi Sevdamız

Başarısızlıktan korkmak mı? Hangi başarısızlık? Yeterli olanı az bulan kişi için hiçbir şey yeterli değildir, ama hangi “bilinen şampiyonluk”  bir akşamüzeri dostlarla stadyuma gitmenin zevkiyle kıyaslanabilir? Kaybetmenin acısından korkmak mı? En çok acı veren şey acıya karşı duyulan korkudur, ama acının kaybolmasından duyulan mutluluk kadar keyif veren bir şey yoktur. Biz olduğu için, bizim olduğu için, bizi anlattığı için şehrimizin rengini sevdiğimiz için mutluyuz.. Ondan gelecek tüm acıların başımızın üzerinde yeri var… 

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 2